ne zamandır canım yabanmersinli turta çekiyordu.. iyi oldu..
Nisan 10th, 2008
tek heceden oluşan isimleriyle uzakdoğulu yönetmenlerin hollywood istilası devam etmekte.. kar wai wong’da bunlardan birisi; çinli kendisi.. pek korkulası bir film değil açıkcası my blueberry nights.. ama oldukça hoş, içinizi yumuşatan bir hikayesi var.. yol hikayeleri aslında bir tutam, başrol oyuncusu belli -norah jones-, figüranları değişen bir hikayeler serisi bu.. new york’tan kalbini kıran eski sevgilisinden aklını uzak tutmak için ayrılan ve amerikayı enine geçmeyi kendine görev edinen sevimli genç hanım (jones), şehirden ayrılmadan sevgilisinin evinin karşı kaldırımında yer alan kafeye evin anahtarlarını bırakır ve kafenin sahibi genç ingilizle ( law ) tanışır.. bu tanışma 300 günlük yolculuğunda ona yaşadıklarını kartpostallar aracılığıyla anlatacağı bir dost kazandıracaktır..
ilk yol hikayesi lizzy’nin memphis tennessee’den.. karısına hala sırılsıklam aşık terkedilmiş polis memuru arnie ( david strathairn ) ve karısı güzeller güzeli sue lynne ( rachel weisz )öykünün konusu.. arnie’ye pek yardımı olamıyor lizzy’nin ama sue lynn’e kalbindekileri anlamak konusunda çok yardımı dokunuyor.. arnie rolünde david strathairn harika.. “ben beyaz pullar kralıyım” sahnesinde akıllara zarar.. gözlerinize inanamıyorsunuz.. bazı aktörleri izlerken olay başkalaşıyor işte..
ilk hikayeden sders: “sonuçta ne olduğumuz aslında başkalarında bıraktığımız hatıralar değil mi.. ya da bir hesap defterindeki veresiye kayıtları adımıza tutulmuş olan..” 
ikinci hikaye ise vegaslı kumarbaz leslie ( natalie portman ).. başına buyruk, kendinden başka hiç kimseye güvenmeyen ve yalnızlığından pek memnun gibi görünen leslie, sırf yola yalnız devam etmemek için lizzy’e yalan söylüyor anlaşmaları üstüne.. sonunda babasını bile kaybettiğine kendi görene kadar inanmayan ve bunu babasının kendisini görmek için uydurduğu bir yalan olarak gören leslie’ye belki birazcık olsun birilerine güvenmeyi öğretiyor..
ikinci hikayeden ders:
leslie -benimle geçirdiğin zamandan hiç bir şey öğrenmedin değil mi? kimseye güvenmemeyi öğrenemedin..
lizzy -sen de benden hiç bir şey öğrenemedin.. herkese güvenebilmeyi..
filme ilk başlarken norah jones albümü gibi bir film izleyecek olma önyargısıyla doluydum, bu anlamda utandım iyi oldu.. nerdeyse yok gibi sesi norah jones’un.. şarkı söylerken daha doğrusu..
yönetmen kar wai wong biraz hayal kırıklığı oldu bende.. çok ters açılar kullanıyor her filminde.. dramatik etkiyi artıran bgir unsur olsa da her köşebaşında biraz itici duruyor.. bir de aradan çerçeve çıkmış gibi ağır çekimler.. her yerde her yerde.. bunun dışında ifade tarzını sevdiğim bir yönetmen.. daha anlatır tarzda.. aslında çok dışarıdan kullanılan kamera belki bu yüzden ama olsun, sıkıyor beni.. kafenin camındaki yazıların arasından oyuncu yüzü seçeceğim diye şekil oldum denilebilir.. filmin eksisi norah jones; iyi şarkıcı, kötü oyuncu.. ilk filmi belki diye, ama ne ilk filmler de gördük.. kadıncağız ezilmiş onca oyuncu arasında.. hele hele jude law’la karşılıklı olduğu sahnelerde üzüldüm kendisi için.. çünkü law başka oyuncular için okul sayılabilecek bir oyuncudur bence.. oyunundan korkarım, izlerken ezilirim diye..
finaldeki öpücük bu yılın en iyi öpücüğü.. örümcekadam’daki ters öpücüğün eksen değiştirmiş hali olsa da süperdi.. dereceye girer.. cannes’da açılış filmiydi.. bakalım neler olacak.. “yolu açık olsun” dedirten filmlerden her şeye rağmen..
www.david-strathairn.com gezilsin bir de..
belçikadan bize ulaşan
üzerinden komut almakta.. her biri iki kola ayrılan 8 ayrı kanal üzerinde yer alan 128 led, perde üzerinde iki boyutlu olarak belirlenmiş koordinatlarda yer almaktadır.. ve bu koordinatların kayıtlı olduğu giriş soketlerindeki çipler yardımıyla, siz hangi kanala takarsanız takın, ledler doğru sinyali alabilmektedir.. çünkü her kanal zaten kendi adresini kendi çipinden bilmekte ve sinyali hangi kanaldan gelirse gelsin doğru ledlere yönlendirebilmektedir.. kontrol ünitelerine kadar ise sinyal TCIP protok ile ethernet 1000 base hızında ulaşmaktadır.. bu yüzden bu sistemlerde gigaswitch kullanımı bir gereksinimdir.. perdeler bir pc ya da dizüstü bilgisayardan, kurulan arkaos vj programı ve showled’in arkaos’la uyum yazılımı olan projector aracılığıyla rahatça kullanılabilmektedir.. sistem ayrıca herhangi bir otomasyon sistemi ile de dmx protokol üzerinden kullanıma ve zaman kontrollü ulaşıma açıktır.. sistem ilk alındığında arkaos yazılımı ve yardımcı diğer yazılımlar da showled tarafından sağlanmakta.. herhangi yüksek çözünürlük ekrandan farkı çok büyük animasyon sistemlerinin.. daha rahat ve kaygısız bir kullanımı var.. herhangi bir yüksek çözünürlüklü led ekran ya da plazma wall’ların etkisi evdeki televizyonun çok ötesine geçemezken bu sistemlerin hem tekil kullanımı, hem de diğer sistemlerle entegresi çok etkileyici durmakta.. örneğin ortada yer alan bir plazmada görülen videonun, yanlardaki animasyon perdelerine daha düşük çözünürlükte sırf renk tonlarını ve ana kompozisyonu yansıtmak için uygulandığını düşünün.. hem bütünlük hem devamlılık açısından sağlanacak olanakların sınırı yok..
ikinci söz konusu sistem ingiliz
sağlandığında ağ sistemleri su geçirmezliğe sahip.. ayrıca ağ görüntüsü nedeniyle de aktif olmadığında arkadaki dekoru ve diğer unsurları gizlemiyor ve yine ağ görüntüsü sayesinde katman olanağı tanıyor.. tek dezavantajı showled animasyon starcloth’a nazaran daha uzun bir kurulum süresi gerektirmesi ve sistemin daha zor konfigüre ediliyor olması.. aynı sistem içersinde kullanılabilecek olan colorBLOCK ise firmanın bu sistem mantığıyla ürettiği başka bir ürün.. üzerinde her biri ayrı ayrı kumanda edilebilen 3′er led’den oluşan 4 hücre yer alan colorBLOCK, hem fon boyama hem de aynı colorWEB kullanımında olduğu gibi aniamsyonlar ve videolar dahilinde kullanıma sahip.. bu ürün aynı zamanda kendi içersinde yer alan bir çip sayesinde ortam ısısına ve nemine göre renk doygunluğunu kendi ayarlamakta.. tüm bu ürünlerin aynı zamanda dmx ile kontrol edilebildiğini söylememe bilmem gerek var mı..
mart biraz kayıplar ayı oldu bir açıdan benim için.. çok sevdiğim bir yazar ve yönetmeni kaybettim.. o kadar önemliler ki benim için.. hayatımı, zevklerimi ve büyük oranda birikimimi ve kişiliğimi etkileyen her insanın çok önemli bir yeri var bende.. ilk kaybım sir arthur c. clarke’dı.. ikincisi ise yönetmen, yazar ve yapımcı
geçen ay bilimkurgu çok büyük bir yazarını kaybetti.. ilk duyduğumdan beri bu yazı aklımda, ama bir türlü fırsat bulup yazamadım.. okumayı hala hem zevk hem vazgeçilmez olarak gören herkesin, özellikle de bilimkurgu severlerin “olmazsa olmaz” yazarlardandı
uzun süren yazarlar grevinden sonra pek bir sevdiğimiz dizimiz house m.d. geri dönüyor.. 21 nisandan sonra takipteyiz.. haberin orjinali ektedir.. bu arada salıdan pazartesiye alınmış haberiniz olsun..
her yaş, cins ve kültür seviyesi olarak türk insanı!! tuvalet kullanmayı bilmiyorsunuz.. daha nasıl girilir ondan bile haberiniz yok.. yıllardır içersinde olduğum hizmet sektörünün iyi gözlemleyicilerinden biri olarak söylüyorum; bilmiyorsunuz..
bir şey diyeceğim şimdi.. bir grup insan adanada ska, reggea falan çalan bir yer istiyorlarmış facebookta.. şimdi mevcut repertuarları çalan gruplar da kolpa düzenin lanet grupları oldular.. istesinler, kardeşim olur hakkıdır da.. ama konuyu açmışken felek disorder arkadaşım, ben de fırsat bu fırsat ne istediğini bilemeyenlere bir laf atayım..
olan ve çalınmayınca yanındaki kıza mahcup olan ve hemen idareciye yaramaz müzisyeni şikayet eden, azcık farklı olmaya çalışan grupların aç ve işsiz kalmasına neden olan seyirci-dinleyici-yorucu-yorumcu kitlesi olarak ,istekte bulunmanızı anlarım da, lavuk düzen-kolpa grup söyleminden de uzak durun.. sinirlenirim..
yerde gider dinler.. her şeyi çalarsın orospu olursun, tarzın olur “ama müşteri şunu da istiyor” larla boğuşursun.. doğrusu doğru olan müzisyenin aç kaldığı memlekette o kolpa düzeni izleyici kuruyor demektir.. bir de bu kolpa ne demektir bana birisi anlatsın.. bana müziği getireceksiniz sokak ağzıyla değil, sağlam eleştiriyle getirin.. dinleyici seviyesizse rahata yatar müzisyen.. önünüze bok koyarak kazanabiliyorsam neden bahçevanlıkla uğraşayım ki.. sıçmak daha kolay..