Hakan Erken

hayat memat meseleleri

Evet?

kainatta bir nokta olduğuma inanıyorum evet.. cümle sonunda mı, herhangi bir noktalı virgülde mi yoksa üç nokta dahilinde mi yer aldığımı henüz keşfedemedim..

sanatsız kalan bir millet..

Aralık 29th, 2008

ne kadarını kendisi söyledi, ne kadarı ise danıÅ?maları tarafından yaratıldı ya da kaybından sonra dile getirildi bilmiyorum ama altında M.Kemal Atatürk imzası olan tespitlerin hepsi atasözü sıfatını fazlasıyla hak etmekte.. bir ölüyken dirilen memleketimizin yeniden soluk alabilmesi için Atatürk ne yaptıysa ve söylediyse o kadar doÄ?ru ki, yeniden gömmek için bu ülkenin topraklarını aynı karanlıÄ?a, o yapılanların ve söylenen sözlerin tersini yapmak yeterli oluyor.. sistemli olarak sanatsız ve güzel olana duyarsız hale getirilen insanımız bu kadar aptal ve kolay güdümlenir hale gelmesi de bunun en güzel ispatı..

bu topraklar üzerinde yaÅ?adıÄ?ım 37 yıllık hayatımın hiç bir döneminde son 5 yılda olduÄ?u kadar duyarsız, bencil, tavırsız, Å?ekliyle zıt, söylemleriyle zıt, misyonuyla zıt insanlar yıÄ?ınını bir arada görmedim.. müzisyen olarak -fiziksel konum anlamında.. bkz. sahne birkaç santim yukarda olur- biraz daha yüksekten baktıÄ?ımız insanımızın zaman içersinde deÄ?iÅ?en beklentilerini daha bariz gözleme Å?ansımız olmakta.. müzisyen derken gerçekten tarzı ve tavrı olan, birikimli müzisyenlerden bahsediyorum.. eline gitar alıp, yaptıÄ?ı iÅ?ten habersiz, beyoÄ?lu barlarında-kafelerinde Å?uursuzca baÄ?ıran, akortsuz patavatsızlar güruhu üzerlerine alınmasınlar.. çünkü kendileri müzisyen sıfatına yapılmıÅ? en büyük hakareti teÅ?kil etmekteler ve bu sanata, ayrıca da bu sanatı icra eden asil meslektaÅ?larıma sürülen en büyük lekenin rengini taÅ?ımaktalar.. tenzi ediyorum onları..

bir Å?ahsın artistik beklentileri ve beÄ?enileri olabilmesi için belirli bir birikime ulaÅ?mıÅ? olması Å?art.. bu mutlaka çok gezerek ya da çok mürekkep yalıyarak olmuyor.. yürek gözü görmeyi bilen herkes biraz olsun iyiyi güzeli ayırmayı bilecektir.. ama bunun için de baÅ?langıç olarak kendini sevmeyi, Å?ahsına ve çevresine saygı duymayı öÄ?renmelidir.. oysa ki son dönem izleyicisine baktıÄ?ım zaman ben gördüÄ?üm tek Å?ey Å?u: çöplük.. ve ilginçtir ki en büyük saygısızlıÄ?ı müzisyen, yine sanatla uÄ?raÅ?anlardan görmektedir.. yani beklenen en kötü Å?ey olmuÅ?tur: bir ülkede sanatçı sıfatı alan insanlar, eÄ?itmeleri gereken Å?uursuz, saygısız, terbiyesiz, bencil, dünyaya bakıÅ? açısından fakir, daha aklıma gelmeyen bir sürü fena edinimi belirten sıfatla donanmıÅ? bir kitle haline dönüÅ?müÅ?tür..

sahnede müzik yapılırken çıtını bile çıkarmayan, teÅ?ekkür eden müzisyene asıl biz teÅ?ekkür ederiz diyebilen bir can gürzap tanıyorken ben, sohbetleri ! yüzünden kendi söylediÄ?imi bile -hoparlörün dibinde olmama raÄ?men- duyamadıÄ?ım genç bir oyuncu güruhunun da farkında oluyorum ki bu ne büyük ayıptır.. iÅ?te eski ve yeni farkı ülkemizde.. ayrıca bunun tek bir gözleme dayanmadan söylenebiliyor olması da olayı daha büyük bir felaket haline getiriyor..

yapılan güzelliÄ?e bu saygısızlıÄ?ı yaratan kesin nedeni bilmemekle birlikte, seneler içersinde sanatçısının !, devletinin, eÄ?itimcisinin, anne-babasının ve boÅ?vermiÅ?liÄ?in elele verdiÄ?i bu üstün çalıÅ?mayla kof bırakılmıÅ? çocuklar artık tüketici konumundalar ve her Å?eyin deÄ?erini belirlemekteler.. artık bu nedenle de geri dönüÅ? çok zor.. kısa bir süre sonra kendi sanatı ve kültürü olmayan, yürekleri daha ıÅ?ıltılı kültürlere aç ve açık olan bu insanların, tuzaÄ?a düÅ?mesi o kadar kolay olacak ki, göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi el kapılarında ekmek dilenirken bulacaÄ?ımız aÅ?ikar.. abartıyorum sanmayın, olanı ve olacak olanı söylüyorum..

sahip çıkacak hiç bir Å?eyimiz kalmıyor gün be gün.. aklımızı baÅ?ımıza toplamanın zamanının geçmiÅ? olmasından korkuyorum..

x-files ile hayatımıza giren bulmacalar biraz gerçeküstü olsalar da oldukça uzun süre bizi oyaladılar.. daha sonrasında lost hadisesi geçirdik kronik; biraz gerçek, biraz mistik.. tıbbi gizemlerin içersine gark olduÄ?umuz, karakterlerin gücüyle sarsıldıÄ?ımız, müptelası olduÄ?umuz house m.d. hayatımıza daha elle tutulur yap-bozlar tutuÅ?turdu.. yetmedi lost’la yetinmeyen j.j.abrahams hayatımıza bir de fringe’i sokuverdi.. Å?imdilerdeyse büyük yapımcı jerry bruckheimer imzalı eleventh hour dikkat çeken, sürükleyen, beklenen dizi olma görevini devralmıÅ? durumda..

yapımcıdan baÅ?ladı eleventh hour’a merakım.. hiç saymayayım bruckheimer’ın filmografisini bitmez.. sinemadan pirates of the caribbean, deja-vu, televizyondan CSI miami dersem yeter sanırım Å?imdilik.. son günlerde de jake gyllnhaal’lı, alfred molina’lı, ben kingsley’li mike newell filmi, prince of persia-the sands of time‘ın post prodüksiyonuyla meÅ?gul kendisi..yapımcının ardından baÅ?rol oyuncusuna sempatim çekti beni diziye; rufuss sewell.. FBI baÅ? bilimsel danıÅ?manı doktor jacob hood rolünde baÅ?arılı aktörü kara film tutkunları, alex proyas baÅ?yapıtı dark city’den hatırlayacaklardır.. daha göründüÄ?ü ilk sahnede ekranı ıÅ?ıkla dolduran marley shelton dizinin ikinci kozu.. shelton, doktorun baÅ?ını dertten kurtaran, bir nevi kiÅ?isel koruması ve yardımcısı olan FBI ajanını baÅ?arıyla canlandırıyor..

ilk bakıÅ?ta kadın ajan-sivil bilim adamı ikilisi direkt fringe çaÄ?ırıÅ?tırıyor gibi olsa da, laf aramızda ben eleventh hour’u daha çok sevdim gibi.. fringe’in baÅ?rolündeki hanım ajanı canlandıran aktris anna trov, biraz kasılıyor gibi geliyor bana hep.. joshua jackson (the skulls-lucas mcnamara) ve john noble (the lord of the rings trilogy-denethor)’ın rahatlıÄ?ıyla karÅ?ılaÅ?tırınca özellikle.. eleventh hour’da ise oldukça rahat bir oyunculuk, iyi seçilmiÅ? yan kadro, daha sinemavari çekimler var gibi.. rufus sewell izlemek çok keyifli bir kere.. devamlı düÅ?ünen, donuk bakıÅ?lı, derin bilim adamı rolünde çok sempatik.. seviyorsunuz daha ilk bölümde doktor jacob hood’u.. insancıl bir kere.. tam bilim adamı; bilemediÄ?ini bilmediÄ?ini o kadar rahat söylüyor ki.. carl saga’ın bilim adamı tarifinin ta kendisi sanki..

daha sofistike, daha ayrıcalıklı geldi bana eleventh hour.. hem house m.d., hem fringe.. house m.d.’deki karakter çeÅ?itliliÄ?i yok, orası kesin.. ama doktor hood ve ajan young sevdirdiler kendilerini..

bu arada 2006′da ingiltere’de gösterilen ilk versiyonu da merak etmiyor deÄ?ilim.. bu versiyonda doktor hood jacob deÄ?il ian adıyla yer almıÅ? hikayede ve patrick stewart canlandırmıÅ?.. ajan rachel young’ı canlandıran oyuncu ise ashley jensen..

ilk sezon, 4 bölüm.. çok zaman geçirmeden baÅ?layınız derim..

birisi daha iÅ?in acemisi, diÄ?eri piÅ?miÅ?i, birisi iskoç, diÄ?eri irlandalı iki tetikçi, biraz sorunlu bir iÅ?in ardından ortalık yatıÅ?ıncaya dek belçika’nın Å?irin ve sessiz kasabası bruges’e gönderilirler.. masraflar Å?irketten bu tatilin ise daha farklı bir amacı vardır.. söz konusu sorunlu iÅ? sırasında kaza ile bir çocuÄ?u öldüren ray’in (colin farrell) infazı, kendisini iÅ?e tavsiye eden ve ortaÄ?ı olan ken’in (brendan gleeson) üstüne kalacaktır.. yaÅ?adıÄ?ı kazara olmuÅ?-ikili cinayetten sarsılmıÅ? ray ise olası bir intiharın eÅ?iÄ?indedir zaten.. bunu gören ken kendi insiyatifi ile infazı durdurur.. fakat bu karar onu iÅ?in baÅ?ındaki asıl adam harry waters ile karÅ?ı karÅ?ıya getirecektir.. verilen sözü namus sayanlardan ve “eÄ?er ben bir çocuk vursam hemen oracıkta kendi aÄ?zıma silahı dayar, tetiÄ?i çekerdim”cilerden olan harry, bunu ken’in yanına bırakmayacak, bruges’e iÅ?i kendisi bitirmeye gelecektir..

martin mcdonagh filmi yazıp yönetmiÅ?.. ilk filmi kısa bir film yönetmenin.. ama naçizane ben daha ilk uzun metrajlısında çıkardıÄ?ı iÅ?i çok beÄ?endim.. her Å?eyden önce iki aÄ?ır oyuncuyu taÅ?ımak zor olsa gerek.. ne de olsa büyük prodüksiyonların, adı artık sinema tarihine yazılmıÅ? oyuncuları gleeson ve farrell.. gleeson, brave heart, troy, gangs of new york, 28 days later gibi önemli filmleri izlenilir kılan oyunculardan biriyken, farrell ise “tek baÅ?ına film nasıl götürülür”ün örneÄ?ini phonebooth ile vermiÅ? bir zat’ı Å?ahanedir.. alexander‘a ise hiç girmeyelim.. bu arada o film de eleÅ?tirmen eÅ?ekliÄ?ine kurban verilmiÅ? bir modern zaman klasiÄ?idir kanımca.. belirtmeden geçemeyeceÄ?im..

yönetmen mcdonagh karakter tahlili dersi veriyor bir nevi filminde.. gleeson’ın oyunuyla ken, gay, aslında içinde estetik düÅ?künü,entellektüel, ince ruhlu tetikçi tipinin metod kitabı.. farrell ise, daha ilk iÅ?inde eline çocuk kanı bulaÅ?tıran sakar, çocuksu, büyük iÅ?lerin içindeki küçük adam rolünde çok çok baÅ?arılı.. aslına bakarsanız bu tipleme ona cassandra’s dream‘den sonra biraz da yapıÅ?tı gibi..

karakterlerin kendi içlerinde ve aralarındaki didiklemelerin peÅ?inden, özleyenlere sıkı bir takip ve aksiyon olanaÄ?ı da saÄ?layan film (her ne kadar mission impossible ya da die hard tarzı olmayan bir aksiyon da olsa anlayana süper), nedenleri ve sonuçları iyi baÄ?layan ve “nasıl yani” sorusunu sordurmayan senaryosu ve gidiÅ?atı ile de izlenmeye fevkalade deÄ?er bir seyirlik olmuÅ?.. özellikle çocuk vurma konusu ile baÄ?lanan final büyük sürpriz..
kaçırmak olasılıÄ?ını düÅ?ünenlere duyurulur.. yılın en iyi filmlerinden biri..

ralph fiennes‘i mi unuttum kim demiÅ?.. asıl burada okumayınca ralph fiennes duymamıÅ? olanlara yazık.. sinemaya english patient ile yeniden baÅ?lasınlar, haklarında hayırlı olur.. ah minghella ah..

aklım almıyor.. çünkü sansür, hakkı olmayanların eriÅ?imini engellerken, hakkı olanlarınkini de engelliyor.. “bu siteye eriÅ?im mahkeme kararıyla engellenmiÅ?tir” ne demek ki.. türkçe bile yazılsa anlam veremiyorum ben.. biri bana mantıklı bir Å?ekilde anlatabilir mi.. tamam katılıyorum çocuk pornosu ve benzeri sapkınlıklar evlerden uzak.. ama yaÅ?ını baÅ?ını almıÅ? yetiÅ?kinlerin, aynı derecede yetiÅ?kinlerle eÄ?lenebilme tercihleriyle oynama hakkını kim kime vermiÅ?, neden bizim haberimiz yok..

Å?u youtube meselesi.. isteyen istediÄ?ini koymakta tabii ki serbest.. ayrıca gerçekten orada olmaması gerekenleri site kendi içinde zaten filtrelemekte.. ayrıca kimin youtube’daki bir karalama çabasıyla rengi az da olsa griye döner ki Ata’nın.. böyle bir Å?ey olası mı.. O’na leke sürmek kimin haddi ki buna gülünüp geçilmesin..

koyarlar akıllarına geleni.. bakmazsınız olur biter.. ilgi göstermezsiniz.. sansürleyip rezil olmazsınız.. “iÅ?te bak biz demiÅ?tik barbar türkler” derler, eÄ?er bu sansür salaklıÄ?ından kurtulamazsak.. dokunuldukça büyür böyle Å?eyler.. elinizi sürmezseniz yitip giderler.. biz Å?u an elimize aldık evirip çeviriyoruz.. atmazsak bir an önce bir yerimize kaçacak.. hadi hayırlısı..

ha bir de Å?u otel motel falan gibi yerlerdeki sınırlamalara da son derece karÅ?ıyım.. koy personeline yasak, uymayanı kov, kim karıÅ?ır.. ama elinde laptopı tatile çıkmıÅ? adama yasak mı.. lan harbiden çok komik.. bir de gerçekten sanıyorlar mı ki youtube’a kimse giremiyor.. hahahaha aaaaaaaaaaaaahahaha vallahi aaaaaahahahahaha..

fakat asıl o zavallıcıklar için üzülmekteyim ben.. doÄ?aları gereÄ?i, insan olmanın getirdiÄ?i her Å?eyden dolayısıyla uzak olan bu hayvancıkların adlarının sıfat olarak kullanılması hep garip gelmiÅ?tir bana, ama dile yerleÅ?miÅ?likleri nedeniyle de zaman zaman sıfat, zaman zaman da hakaret olarak cümle içersinde yer almaları kaçınılmaz olmuÅ?..

yerli tasarımcı (!) ürünü ve en ince dikiÅ?ine kadar fason kokan chikago bulls ( evet chikago, chicago deÄ?il ) tiÅ?örtleriyle caddelerimizde gezenlerden mi baÅ?lasam ilk önce.. e adam zaten fotoÄ?rafını koymuÅ? tiÅ?örtüne alameti farika olarak.. iki koca boynuz kırmızı kırmızı sırıtmakta oradan.. pek bir Å?ey beklenemeyecek bir Å?ahıs kendisi.. yanı sıra hayvanın deÄ?il insanın cahilinden gelir zarar.. hayvanın cahili de var mı tartıÅ?ılır, ama insanın kesin var..

en çok takıldıÄ?ım konuysa Å?u son zamanlarda erkeklerimizde sıkça görülmeye baÅ?lanan kafa tokuÅ?turma olayı.. “koçuz biz bee” demekse eÄ?er bu, olmasa da olur.. “koçluk boynuzda olsaydı pezevenklerle yarıÅ?amazdık erkeklik konusunda” diye düÅ?ündüm birden.. yine de boynuzlu bütün hayvancıkları düÅ?ünmeye çalıÅ?tım, hiç bir boynuz bana gönül rahatlatıcı gelmedi.. öküz; ı-ıh.. koç; baÅ?tan elemiÅ?tik.. geyik; muhabbeti kötü.. aslan; yok, onun yelesi var boynuzu yok.. geçmiÅ?ten gelen imgelerden kurt; onda da boynuz yok ki hani ideolojiye baÄ?layalım iÅ?i..

selamlaÅ?ırken birbirinizi boynuzlamaktan vazgeçin beyler.. zira dilimizdeki anlamları boynuz kelimesinin hiç hoÅ? deÄ?il, mazallah.. madem bir hayvan seçeceÄ?iz kendimize, hadi milli sembolümüzü seçelim; kurt.. Å?imdi herkes sokaÄ?a çıkıp karÅ?ılaÅ?tıÄ?ı arkadaÅ?larını ısırmaya baÅ?lasın..

tüfek, mikrop, çelik..

AÄŸustos 13th, 2008

okuyanlar bilirler; sayın jared diamond‘un aynı adla national geographic’de de yayınlanan belgeseline kaynak olan kitabını.. yeryüzünün farklı coÄ?rafyalarında farklı kültürlerin neden daha üstün ya da geri kalmıÅ? olduklarını tarihsel döngü içinde anla-t-maya çalıÅ?an güzel bir incelemeydi.. okumayanlar da geride kalmasınlar..

sahne güzel bir yer.. biraz yukarıda olmasının da avantajı sanırım.. görmek ve deÄ?erlendirmek adına hoÅ? bir avantaj bu.. bir kez daha farklı kültürler arasındaki müziÄ?e bakıÅ? ve saygı duyuÅ? farkına dikkatim çekilince istemsiz bir Å?ekilde, siz de gelin istedim.. bu arada bu farklılıÄ?ın sayın diamond’un kitabındaki bilim ve teknoloji farklılıkları ile ne kadar baÄ?daÅ?tıÄ?ı sorusu gelsede aklınıza iliÅ?ki büyük.. büyük oranda aynı nedenler aslında.. tabii kültür politikalarıyla eksiye doÄ?ru manipüle edilen insanımızın da suçu nereye kadardır o da tartıÅ?ılır.. aslında “birazcık da olsa bir Å?eylerin farkında olan, soran sorgulayan insanlarla aynı ülkede yaÅ?ıyorlar, peki nerden geliyor bu kadar umarsızlık” diye düÅ?ünüp kızmıyor da deÄ?ilim..yani bahsi geçen kitaptaki gibi, farklı coÄ?rafya, kültürel miras falan demeyin bana konu kültür olunca.. “neden kızılderililer avrupayı fethetmedi” sorusuna verilecek yanıtlarla aynı aslında yanıtlar.. çok önemli yer, zaman, nerde büyüdüÄ?ün Å?arkılar, Å?iirler, filmler söz konusu olunca.. ama biraz sonra deÄ?ineceÄ?im üzere kendi içersinde de akla zarar bir insanımız olunca iÅ?ler karıÅ?ıyor biraz..
Å?imdi iki tür dinleyici var elimde.. birisi daha önce canlı müzik dinleme adabı içeriÄ?iyle yazdıÄ?ım bir yazımda yer alan ve hala da -ne yazık ki- varolmaya devam eden dinleyici -ki üzülerek söylüyorum bunlar kendi vatandaÅ?larımız-, diÄ?eri de ilgiyle dinleyen, istek yaparken arayı kollayan, ya da bizzat gelip “repertuarınızdan bir Å?arkı seçebilir miyim” diye soran -dikkat; kendisi kafasına göre istemiyor-, eÅ?iyle birlikte “çalınan Å?arkı kimin Å?arkısıydı”, “coverını kim, orjinalini kim söylüyordu” gibisinden iddialara giren dinleyici.. yine üzülerek belirteyim bu da yabancı misafirlerimiz..

tabii ki yılların verdiÄ?i birikim, o kültürün içinde yetiÅ?miÅ?lik falan filan gibi faktörler var iÅ?in içinde, bırakalım Å?u gavur iÅ?i müzikleri, tabii ki bilecek adam kendi müziÄ?ini deÄ?il mi.. tamam, “aslımıza dönelim, türkçe Å?arkılar çal o zaman” diyen Å?uursuz vatansever kitleye biraz lafım olsun bahanesiyle.. birincisi çok denedim türkçe çalmayı.. iyi müzik türkçe de olsa iyi tepki alamıyor burası kesin.. ya da yunanca çalsanız daha talep görüyor.. hani sözleri anlamıyordunuz ingilizce olunca.. ülkemde yunanca artık okullarda mı okutuluyor da herkes biliyor, benim neden haberim yok.. bu arada geçen akÅ?am ilginç bir istekle karÅ?ılaÅ?tım laf aramızda.. bir vatandaÅ?ım sordu eÄ?ilip: “istek yapabiliyor muyuz?”.. süper ne güzel bak soruyor.. en azından bilmiyorsam bile “ne yapalım kader” diyebilecek, “nasıl çalmazsın lan” diyebilemeyecek birisi gibi görüntüsü.. ama gaf daha büyük; “hareketli bir Å?eyler”.. “Å?arkı adı” diyorum, “ben Å?arkı adı bilmem” diyor.. peki o zaman neden müzik dinlemek istiyorsun..

“müzik dinleyebilmek için adını bilmek mi gerekir” diyenlere hemen bir kaç lafım olur, hiç sorun deÄ?il.. evet bilmek zorundasınız.. kendinizi ifade ettiÄ?iniz her Å?eyin adını, nerden geldiÄ?ini, nasıl olduÄ?unu, kimlerin emeÄ?i olduÄ?unu bilmelisiniz ki sizin için daha anlamlı olsunlar.. daha size ait olabilsinler.. arkadaÅ?larınızın adı nasıl sizin için çok önemliyse, sevdiÄ?iniz bir Å?arkının adı da aynı derecede önemlidir.. çünkü sizi anlatır, dilinizi konuÅ?ur.. biriktirmek insanın kısacık yaÅ?amında yapabileceÄ?i en güzel Å?eydir.. Å?arkı, Å?iir, renk, emek, sevgi ve onu anlatan her Å?eyden biriktirmek bizi insan yapan, yarınlarda da adınızın anılmasını saÄ?layacak yegane Å?eydir.. biriktirdiÄ?iniz kadarını verebilirsiniz çünkü.. Å?arkıların adını bilmezseniz, çocuklarınıza anlatacak hikayeniz olmaz.. “annenle ilk dansımızı hareketli bir Å?eyde ettik”.. “seni yaparken yatak odamızda slow bir Å?eyler çalıyordu”.. peki çocuÄ?unuzun adı ne “yaramaz bir Å?ey” mi.. sadece sıfatlarla mı yaÅ?ıyorsunuz.. sizin adınız ne..
adı olmayan Å?eyler varsa hayatınızda, adınız çabuk unutulur.. komik gelebilir size bu ama evet, Å?arkılarla baÅ?lıyor her Å?ey.. eÄ?er adını bilmediÄ?iniz hareketli Å?arkılardan medet umacaksanız iÅ?imiz var sizinle dinleyici.. benimle savaÅ?amayacak kadar bilgisiz oldukça siz ilginçtir ben kaybediyorum.. yıkılıyor, paramparça oluyorum.. her adı bilinmeyen Å?arkıyla canım yanıyor..

adı olmayan Å?eyler varsa hayatınızda hala ve olacaksa, ben sizinle boÅ?a konuÅ?uyorum..

kayıp çocuklar Å?ehri..

AÄŸustos 1st, 2008

izleyeni ve hakkında herhangi bir Å?ey okuyan herkesi yıllarca oyalayabilecek bir filmdi kayıp çocuklar Å?ehri.. alien serisinin 4. filmi ressurrection’ın, ridley scott, james cameron ve david fincher gibi ilk 3 filmi çekmiÅ? yönetmenlerden sonra güvenildiÄ?i yönetmen olması nedeniyle jean-pierre jeunet o dönem dikkatimi oldukça çekmiÅ?ti.. güzel bir film de olmuÅ?tu hani.. ripley’in yanı sıra ilk kez karÅ?ılaÅ?tıÄ?ım yüzler eÅ?liÄ?inde bir yaratık deÄ?iÅ?ik bir tecrübe olmuÅ?tu.. kleptoman winona ryder sayılmaz bu yeni yüzler arasında.. en önemlilerinden birisi olan dominic pinon‘un ise jeunet ile olan ilgisi çok daha eskilere dayanmaktaydı sonradan öÄ?rendik.. kaldı ki oyuncu nerdeyse bütün jeunet filmlerinde rol almıÅ?.. Å?arküteri‘de, kayıp çocuklar Å?ehri’nde, amelie’de, a very long engagement’da, ve evet resurrection’da.. en son ise jeunet’nin kayıp çocuklar Å?ehri’ndeki ortaÄ?ı marc caro yönetmenliÄ?inde dante 01‘de.. bu yıl festivalde kaçırdıÄ?ıma deli gibi piÅ?manım..
jeunet ya da caro hakkında yazılacak herhangi bir yazı elinizde olmadan hyper-text’e dönüÅ?üveriyor.. referansların sayısı ve çeÅ?itliliÄ?i o kadar belirgin ki, bir çok konuda bilgilenmek ve bilgilendirmek durumunda kalmanız kaçınılmaz.. bir açıdan bir sinema okulu oldukları kesin.. pitof ellerinde yetiÅ?miÅ? örneÄ?in.. daha sonra tamamı dijital çekilen ilk filme imza atan yönetmen oluvermiÅ? pitof; vidocq..

gelelim filme.. kayıp çocuklar Å?ehri’nin konusu kısaca Å?u: bir klon olan krank (daniel emilfork), erken yaÅ?lanmaktan muzdarip.. bir türlü göremediÄ?i mutlu rüyaların eksikliÄ?inin onu erken yaÅ?landırdıÄ?ından Å?üpheli.. yakın bir Å?ehirdeki çocukları çalıp onlardan ödünç! aldıÄ?ı rüyalarla bunu engellemeye çalıÅ?makta.. kendisi gibi klon, birbirinin eÅ?i 6 kardeÅ? (dominic pinon) ve anneleri Mademoiselle Bismuth (mirelle mosé) ve akvaryumda bir beyin ve ona baÄ?lı elektro-mekanik bir oluÅ?umdan ibaret amcaları krank’a yardımcı olmaktalar.. bu arada olan biteni, yaptıÄ?ı klonları unutmuÅ? le scaphandrier (yine dominic pinon) yarım akıllı dev sirk göstericisi bir (ron perlman) ve miette (judith vittet)  sayesinde olanları hatırlayıp yaptıÄ?ının telafisine giriÅ?mekte.. bir ve miette’in olaylara karıÅ?masının nedeni ise bir’in küçük kardeÅ?inin krank tarafından kaçırılması.. bu arada olayların içersinde siyam ikizi, Å?eytan kalplilerli yetimhane müdiresileri ahtapot (Geneviève Brunet ve Odile Mallet) ve pire eÄ?itmeni marcello da iÅ?in içine girince ortalık epeyce karıÅ?ıyor.. set tasarımından kostümlerine kadar herÅ?eyiyle bir klasik olmaktan çok çok öteye geçen bir film kayıp çocuklar Å?ehri.. yaklaÅ?ık yirmi yıldan sonra tümü stüdyoda çekilen ilk fransız filmi olma özelliÄ?ini taÅ?ıyor.. görülen tüm ortam ve setler inÅ?a edilmiÅ? gerçekten.. hareket eden her Å?ey mekanik.. pitof’a sadece laterna sesinden emir alan pireler ortaya çıktıÄ?ında iÅ? düÅ?müÅ? 3D renderinglerde.. aynı çorabı içine girerek makyajla birbirlerine benzetilen siyam ikizleri bile film hilesiz.. aynı elbiseleri paylaÅ?arak rolü gerçekleÅ?tirmiÅ?ler oyuncular.. özellikle birlikte yemek yaptıkları sahne inanılmaz.. sadece o bölüm bile izlenebilir desem yeridir.. ek özelliklerde provalarını izlediÄ?imde inanılmaz Å?aÅ?ırmıÅ?tım..
baÅ?rol oyuncularından ron perlman yarım yamalak fransızcasıyla pek iyi duruyor.. avrupa’da bütün kasting ajansları aranıp bitirilip oyuncu bulunamayınca jeunet alien:resurrection’da da birlikte çalıÅ?acaÄ?ı ron perlman’ı tercih etmiÅ?.. mütevazi ama dolu dolu bir filmografisi var ron perlman’ın.. fiziksel görünüÅ?ü fantastik filmlerin vazgeçilmez oyuncularından yapıyor o’nu.. en son hiti guillermo del toro yönetiminde hellboy ise bunlardan sadece birisi.. bizim eskiler aslan adam vincent dediÄ?imde hemen hatırlayacaklardır zaten perlman’ı.. terminator abla linda hamilton‘la birlikte oynadıÄ?ı güzel ve çirkin dizisinden..

diÄ?er oyunculardan ticky holgado yine tüm jeunet ya da caro filmlerinde mevcut.. en belirgin olarak kendisini amelie’de vesikalık fotoÄ?rafın yanyana 4 karesinden konuÅ?an karakter olarak hatırlayacaklardır.. rufus’u amelie’nin babası rolünden hatırlayacaksınız yanı sıra.. ya da Å?arküteri’nin eli kanlı kasabı clapet rolündeki jean-claude dreyfus.. aynı oyuncular, farklı filmler.. ya da dominic pinon’u Å?arküteri’den, amelie’deki fanatik aÅ?ık rolünden, resurrection’daki tekerlekli sandalyeli vriess karakterinden.. bu arada sokakta yürüyen adam mathieu kassovitz‘miÅ?, hayret ettim.. nerden nereye..
hep aynı ekibin iÅ?i gibi görünen filmler adı geçenler aslında bu ekip söz konusu olunca.. örneÄ?in marc caro kayıp çocuklar Å?ehri’nden özel efekt uzmanı  pitof‘a olan borcunu, pitof’un filmi vidocq‘ta animasyon karakterleri tasarımında yer alarak ödemiÅ?.. her ne kadar pitof daha sonrasında halle berry’li ve sharon stone’lu catwoman fiyaskosu ile (ki halle berry’nin dili bile kurtarmamıÅ?tır yapımı) biraz gerilere düÅ?tüyse de, vidocq her dem kurtaracaktır kendisini..

kostümleri jean-paul gaultier imzalı kayıp çocuklar Å?ehri.. caro’nun özel isteÄ?iymiÅ? gaultier.. kendisini 5. element filmini de renklendirirken görmüÅ?tük.. set tasarımı ve sanat yönetimi jean rabasse ve marc caro’ya ait.. ilginç ve gizemli bir adam caro.. ortalarda görünmeyi ve fotoÄ?raf vermeyi pek sevmiyor.. kayıp çocuklar Å?ehri’nin kamera arkasıdan özellikle kendi isteÄ?iyle görünmemiÅ?.. filmin müziÄ?i angelo badalamenti‘nin, görüntü yönetmeni ise jeunet’nin alien:resurrection’da da birlikte çalıÅ?tıÄ?ı darius khondji..

kayıp çocuklar Å?ehri sadece film olarak deÄ?il, beraberinde getirdiÄ?i yepyeni, zamanı ve adı olmayan dünyasıyla da heyecan verici.. her açıdan dikkat çekici, sinema sevenlerin ilk on listesine hemen girebilecek yeterlilikte bir film.. yoksa ilk 3 mü demeliydim.. ayrıca DVD gerçekten çok özenli bir çalıÅ?ma olmuÅ?.. fiyatıyla karÅ?ılaÅ?tırıldıÄ?ında elinize geçenler paha biçilmez.. her zamanki uyarım yani yine; çok sevdiklerinizi alın ki endüstri yaÅ?asın..

diyecek olsam bile az gelir dark knight için.. ilk filmlerinden beri sıkı takipçisi olduÄ?umuz christopher nolan artık olaÄ?anüstülüÄ?üyle can sıkmaya bile baÅ?lamıÅ?.. memento, insomnia, batman begins, the prestige, ve en son dark knight.. yeter artık diyeceÄ?i geliyor insanın.. çok da uzun olmayan filmografisinde ciddi anlamda çok iyi filmlere imza atmıÅ? bir yönetmen.. gencecik bir de; diÄ?er ustalarla karÅ?ılaÅ?tırıldıÄ?ında.. daha 38 yaÅ?ında..

dark knight’a emeÄ?i geçmiÅ? herkesin filmografisine bakmak istesek yazmakla ve okumakla bitiremeyiz; bu aÅ?ikar.. bu nedenle metin içersindeki linkleri takibinizi rica ediyor, keyifli okumalar diliyorum..

filmin bendeki etkisinin en önemli nedenlerinden biri de IMAX ve THX teknolojileriyle donatılmıÅ? bir salonda izlemiÅ? olmak sanırım.. gerçekten büyüleyici bir ses ve görüntü deneyimi.. henüz bihaber olanlara Å?iddetle tavsiye olunur.. 22m.’ye 16m bir perdede, gerçekten filmin içersinde olma hissi deneyimlenmekte.. 35mm. standart sinema filmi yerine 70mm. film kullanılıyor IMAX gösterimleri için.. yani sadece gösterimle ilgili bir teknoloji deÄ?il IMAX.. çekim ve montaj aÅ?amasında da bu teknoloji düÅ?ünülerek film hayat buluyor.. ayrıca IMAX gösterim makinalarındaki ıÅ?ık kaynaÄ?ının gökyüzüne doÄ?rultuÄ?unda aydan görüleceÄ?i yolunda da bir dedikodu var.. kristal parlaklıÄ?ında görüntüyü de sanırım IMAX bu ıÅ?ık gücüne borçlu..

oyuncu kataloÄ?u gibi dark knight.. ilk filmi the empire of the sun’la spielberg yönetmenliÄ?inde sinemaya baÅ?layan ve bu Å?ansını çok çok iyi deÄ?erlendiren christian bale, daha yeni kaybettiÄ?imiz oyuncu heath ledger, erin brockovich’te telefon numarası yerine erin’in verdiÄ?i rakamlarla kafası karıÅ?an, ama dünyayı çekirdeÄ?ine kadar da delmekten geri durmayan yakıÅ?ıklı aaron eckhart, tartıÅ?ılmaz en iyi 10 oyuncudan biri ve canım 5 çayı arkadaÅ?ım michael caine, ilginç ve cesur senaryo seçimlerinin kadını maggie gyllenhaal, tartıÅ?ılmaz en iyi 10 oyuncudan biri daha; gary oldman, bir tane daha; morgan freeman -ki wanted’da kötü adam sloan rolü de pek bir yakıÅ?mıÅ?tı- ve lost’un “zamanda gezinen benjamin lynus yaveri richard” karakteriyle tanıdıÄ?ımız nestor carbonell.. seç beÄ?en al..

dark knight gerçekten Å?ölenden öte geçebilen inanılmaz güzellikte bir seyirlik.. hikayesi, çekimleri, yönetimi ve oyunculuÄ?u bir çok yerde ders olabilecek düzeyde.. diÄ?er batman filmlerinin noir atmosferinden nolan sayesinde kurtulan seri, hayranlarını bu deÄ?iÅ?iklikle bile üzmedi.. gerisini siz hesap edin.. ilk batman filmlerindeki burtonvari (hatta batman ve batman returns’de burton’un kendisi yönetmen koltuÄ?unda) çizgi roman havasından çıkıp daha dramatik ve büyüklere bir hikaye oldu batman nolan sayesinde.. joker’ın yüzündeki o komik palyaço boyaları bile ledger’ın yüzündeki yara izleriyle birleÅ?ince ciddi anlamda ürkütücü bir hal alıyor..

ayrıca lafı gelmiÅ?ken bir daha bir batman çekilecekse ve joker olacaksa biri,o oyuncu heath ledger’ı mutlaka izlemeli.. bu jack nicholson bile olacaksa yeniden.. kötü geçirilmiÅ? ve o Å?iddetin izlerini hala taÅ?ıyan asla kurtulunmamıÅ? çocukluk bir bedende ancak bu kadar can bulur.. komik, dehÅ?et verici ve sempatik bir joker.. akıl alacak bir oyun deÄ?il ledger’ınki.. tek neden bile olsa O’nun için izlenmeli..

bilmezsiniz tabii.. ben daha bileni görmedim 20 senedir sahneden.. hani görsem bile iki gece üstüste gelmedi.. en sık rastlanan davranıÅ?lar listesi aÅ?aÄ?ıdadır.. bilginize..

1- “cep telefonuyla konuÅ?uyorum dur Å?arkıya baÅ?lama” el iÅ?areti.. bu hareket her zaman bir numaramda, biline.. hangi hakla.. hangi haklaaaaaaaaaa.. ne diyeyim ki sana Å?imdi cahilcik..

2- “türkçe hareketli biÅ?ey yok mu” sorusunun sahibi dinleyici kitlesi.. fakat türkçe hareketli Å?eyler yerine yunanca çalınınca durumdan Å?ikayetçi olmayan da aynı kitledir, dikkatinize.. türkçe mi bilmiyorsunuz.. bunu yerine “kapı açıp kapatı ben gıcırtıya eller havaya yapcam” deseler iÅ?imiz daha kolay olmaz mı.. “yok valla repertuarda” der kurtuluruz..

3- istekte bulunan, istediÄ?i Å?arkıyı ise dinlemeyen dinleyici kitlesi.. sonucu olan cümleyi yazacaÄ?ım, hala anlamayanlar olacaktır.. çünkü bu kitleden insanların da bu yazıyı okuma olasılıÄ?ı ve “ay bu müzisyenler de kendini ne sanıyor” diyecek olmaları olasılıÄ?ı mevcut.. hemen söyliim sonuç cümleyi; “dinlemeyeceksen isteme”.. ha bir de; o kitle bu tavırlarla ne olduÄ?unu sanıyorsa biz müzisyenler de aynı Å?ey sanıyoruz kendimizi..

4- “sesim müzikten daha çok çıksın” kitlesi.. hoparlör sesi yükseldikçe daha da baÄ?ırabilen, wattajı meçhul insanlar topluluÄ?u.. her yerde farkedilmeseler bir yerleri eksilen arkadaÅ?larımız.. popüler kültürün popüler süprüntüleri.. kendisi de dahil hiç bir Å?eye saygısı olmayan cücükler.. pisicikler, piscikler..

5- müziÄ?i kendi verdiÄ?i adlarla kategorize eden kitle.. “abi yaz repertuarınızda neler var”.. yaz mı, nası yani.. “süper abi, harika doÄ?um günü müziÄ?i yaptınız”.. doÄ?um günü Å?arkısı deÄ?il ama sadece.. komple set doÄ?um günü müziÄ?iymiÅ?.. oysa ben politik özü olan Å?eyler de çaldım.. “haftasonu repertuarı”.. o ne ki.. ben neden bilmiyorum.. asansör müziÄ?i, yemek müziÄ?i, dans müziÄ?i.. ooffffff..

6- tam baÅ?lamak üzeresinizdir setinize, bir kablo ya da beklenmedik baÅ?ka bir unsurda bir arıza mevcuttur.. onunla uÄ?raÅ?maya baÅ?larsınız.. zaten gecikmeden dolayı rahatsız ve huzursuzsunuzdur.. tam önünüzdeki Å?ahsiyet “hadi hemÅ?ehrim çal biÅ?eyler” der.. “beyefendi kablo bozuk bir saniye” cevabınıza raÄ?men yanıtlar beyefendi (!) : “olsun sen çal”.. “lan gerizekalı nasıl çalayım arızalı kabloyla” demek ister her müzisyen ama yapamazsınız.. çünkü “canlı müzik dinleyebilen hayvan her zaman haklıdır” gibi bir anlayıÅ? mevcut..

7- istekte bile bulunmuÅ?tur eleman.. isteÄ?i çalınmıÅ?tır hatta.. ama sıra kalkmaya gelince mekandan, Å?arkı arası bile beklenmeden, büyük bir tevazu ile isteÄ?ini çalan müzisyene kıçını dönerek çıkar söz konusu kiÅ?i.. terbiyesizliÄ?in büyüklüÄ?üne bak hele.. demek ki aynı Å?ekilde adam yerine koymayıp, isteÄ?ini çalmamak lazımmıÅ?.. oysa ki, mekan terkedilirken en azından bir baÅ? selamıyla müzisyenle göz göze verilen bir reverans ne kadar kıymetlidir ve yüzünüzün unutulmamasını saÄ?layacaktır.. bir dahaki giriÅ?inizde mekana, sevdiÄ?iniz Å?arkıyla karÅ?ılanma olasılıÄ?ını tek elden tepmiÅ? bulunmaktasınız artık.. geçmiÅ? olsun.. sizi tüm gece Å?arkılarıyla eÄ?lendiren, yanınızdaki hatuna yaklaÅ?ma fırsayı saÄ?layan, isteÄ?inizi bile mantıklıysa yerine getiren bu güzel insana daha iyi davranın tamam mı ciÄ?erim..

kısaca saygı kelimesinin anlamının eksikliÄ?inden ötürü aslında kızmamamız gereken insanlar insancıklar.. ya da izleyiciyle gerçekten gerekmediÄ?i oranda yüz göz olan Å?arkıcı müzisyen takımı.. ki aslında bu yakınlıÄ?ın biraz da nedeni onlar.. sahne zeminde bile olsa, üzerindeki müzisyen onu herkesten birkaç santim yukarıda tutabilecekken, biraz daha farkında olalım sayın meslekdaÅ?larım ne olduÄ?umuzun..

herkesin imrenerek baktıÄ?ı bir yerde duruyoruz.. orda kalabilmek adına yani.. biraz daha asalet..

dinleyiciye ise sözüm Å?u.. çalınanı dinlersiniz.. beÄ?enmeyenler için her çeÅ?it müzik yapan yer mevcut.. çalınan repertuar ve tür mekanın ya da müzisyenin tercihidir.. sen geldin oturdun diye deÄ?iÅ?mez..

çok eleÅ?tiri okudum filmi izlemeden önce de sonra da.. genelde olumsuz bu eleÅ?tirilerin hiç biri etkileyemedi beni.. son indiana jones filminden sonra geçen onca seneden sonra, beyaz perdedeki beklenti ve etkileÅ?imlerinin, geçen yıllar içinde ve büyüyen birikim havuzları nedeniyle deÄ?iÅ?miÅ? olabileceÄ?ini düÅ?ünmeyen onlarca eleÅ?tirmenin görüÅ?üne gerçekten ihtiyacım yoktu.. bu biraz Å?eye benziyor; starwars’ı yıllar önce izlediÄ?imizde maket yıldız destroyerleriyle hayretlere düÅ?tükten sonra, aynı destroyerlere olan ilgimizin 3D rendering yeni nesil uzay araçlarının onların pabucunu dama atması sonucu azalması gibi örneÄ?in.. aynı çocuksu heyecanla bakamayacaksanız, eleÅ?tirmen, “yıllarını sinemaya vermiÅ? adam” edasından sıyrılamayacaksanız yeni indiana jones’u izlemenin gerçekten bir faydasını göremeyeceklerini biliyor olmaları gerekirdi aslında..

bu nedenle 38 yaÅ?ında “yıllarını sinema izlemeye vermiÅ? adam” kimliÄ?imi bir kenara bırakarak gittim yeni indiana jones’a.. pek de sevdim.. her zamanki kaçmaca-kovalamaca, onca aksiyon, vodvile varan sakarlıklar serisi, shai’ın yapmacık serserisi.. hepsi aynı heyecanla eÄ?lendirdi beni.. hatta kırık rus aksanlı ingilizcesine raÄ?men “daktır jööÄ?Ä?nnnsss” derken ingilizliÄ?ini hatırlayan cate blanchett bile eÄ?lendirdi beni.. çok mu kusur lazımdı mesela.. al iÅ?te bir tane.. ama yineliyorum; indiana izlerken benim kusurları bulmaya deÄ?il, onları göz ardı edip tadını çıkarmaya ihtiyacım var daha çok..
küçük bir çocuÄ?un yaramazlıklarını kale alıp, onları karÅ?ılarına alıp benim bile anlayamacaÄ?ım Å?ekilde anlatan ebeveynlerden farkı kalmayan eleÅ?ritmenlerin lafıyla sinemaya gidecekseniz boÅ?verin gitsin.. çizgifilm izlerken “bu örsler de nereden geliyor, ne saçma” diyebilecek kadar büyümüÅ? adamların ne iÅ?i olur ACME Å?irketiyle..

film ise evet indiana.. kristal kafatası krallıÄ?ı; adı üstünde.. her zamanki gibi rengarenk, eÄ?lenceli, saçma-sapan indiana.. vallahi artık sıkıldım; bilimkurgu izlemeye gidip de “yıldız hızı mı, ne saçma” diyenlerden gerçekten sıkıldım.. hiç birÅ?ey yazmayacaÄ?ım film hakkında.. ne öyküsünün didiklenmeyen yanı kaldı ne de çekim tekniklerinin falan.. boÅ?verin iÅ?te.. büyük perdede indiana.. çok yaÅ?a harrison, çok yaÅ?a steven, george.. ellerinize saÄ?lık.. 12 yaÅ?ında çıktım salondan..

john williams imzalı müzikleri eÅ?liÄ?inde kendi siteysi..