
çok klasik olacak ama şu “hayattan uzaklaşma bahanesi” en başlarda.. meşhur best-selling yazar muammalı bir kaza sonucu oğlunu kaybeder.. her şeyi unutmanın ve yeni kitaba konsantre olmanın en iyi yolu nedir? izolasyon tabii ki.. londra’da yaşayan yazarımız, uzak bir iskoç kıyı köyünde bir ev kiralar.. burada fener bekçisi angus mccoullagh ile tanışınca işler karışır.. angus aslında 7 yıl önce ölmüştür.. bu arada “”zırt pırt “mom, why did you leave me” edalarıyla sinir sinir görünen bir çocuk hayaleti aslında ne kadar insanı birşeylere karşı korur ya da uyarır ki aman uzak olsun” diye de düşünmekten alamıyor insan kendini.. komplo-metafizik-komplo şeklinde gidip gelen izleyici kitlesi olarak aslında pek bir şansınız da yok koca perdede onca ses efektiyle ürkmemek gibi.. tırsıyor insan istemeden.. her zamanki gibi “sinema salonunda ne olursa izlerim” ci bir insan olmadım ama yine de fena olmuyor..
kaldı ki stratejik hata olarak gördüm fragmanda fener bekçisi mccoullagh’in ölü olduğunun söylenmesini.. danışıklı dövüş gibi yani.. bile bile lades.. belirtmeden geçemeyeceğim..
demi moore‘un dudaklarına rağmen hikayeden bir hikaye olmuş.. biraz daha soyunsaydı bari.. streaptease’de o şekil özür dilemişti mesela bunca kötü bir filmde oynadığından ötürü.. memeleri alın susun olayı iyiydi kanımca.. ne biliim..
Ne dersin?