reklamların, gerek tüketiciyi gerekse de tüketileni ne kadar etkilediği ve yönlendirdiği şüphesiz.. ama unutulmasın ki, içini çözmüş, ne istediğini bilen, dengeli tüketim prensiplerine sahip, kendini güdümlenene değil de gereksinimlerine yönlendirmeyi bilen tüketici, bir şekilde reklam tuzağından uzak kalabilmekte ve hür iradesiyle seçimlerini yapabilmektedir..
ne yazık ki 12 eylül sonrası, danışıklı yaratılan, popüler kültür bağımlısı kitlenin, bu meziyetlerden ne kadar uzak olduğu da aşikar.. söyleneni yapan, gösterileni alan, trendler harici hiç bir şekilde tarz ve tavır belirleyip ortaya koyamayan bir yığın var karşımızda.. bu nedenledir ki aslında reklamın, müziğin, sinemanın, tiyatronun, edebiyatın ve külli kültürel etkinliğin gayet hassas ve bıçak sırtında bir misyonu vardır şu sıralar.. ve ne yazık ki bu dallardan tam tersi bir tavır görmekteyiz..
şalterlerimi en son attıran ise turkcell reklamı.. yapılabilecek en salak (ne yazık ki hedefini bulan) reklam müziğiyle karşımıza gelen bir lüzumsuzluk, terbiyesizlik ve utanmazlık abidesi.. sahnede keman olan muhtemelen bir klasik müzik konserinde “bir adam” var.. ve bu adamın “canı sıkılıyor”.. kemandan çıkan “gıy gıy” sesleri çiziliyor ekranda, sıkılmasın mı adam, haklı tabii.. sonra ne yapıyor bu adam, turkcell-im’den nete bağlanıyor, mp3 indiriyor ve konserin ortasında kulaklığıyla eğlenceli ( muhtemelen çakkıdı tadında) bir parçayla tam da klasik müzik konserinin ortasında “tehey tehey” tadına koşarak, yanındakileri de coşturuyor.. yazıklar oluyor..
tek şey söyleyeceğim; eğer gittiğim herhangi bir konserde kulaklık kulağında kıpırdaşan bir şahıs görürsem, sim kartını “turkcell-in” olarak bir yere sokacağım ve onu ordan “turkcell-out” yapmak çok zor olacak.. ha unutmadan; bunun tek sorumlusu da turkcelldir o an.. sakın evde denemeyin yani, kıç ağrısı yapabilir..
Ne dersin?