“Sürekli patlamaların yaşandığı, merkezi otoritenin insanları kaba kuvvet kullanarak denetlemeye çalıştığı, insanların bireysel özgürlüklerinin sınırlandığı, mültecilerin sokak hayvanları gibi kafeslerde tutulduğu, iyinin ve kötünün ayırt edilemediği, dumanlı ve karanlık bir gökyüzünün hiç eksik olmadığı kaotik bir dünyada geçiyor, Children of Men. P.D. James’in aynı isimli romanından uyarlanan Children of Men, okuduğum kadarıyla romana göre daha iyimsermiş. Diğer filmlerinde de sürekli olumlu bir bakış açısına sahip olan Cuaron’un bu romana da iyimser bir bakış açısı taşıması şaşırtıcı değil. Kadınların kısırlaşarak yeni çocuk dünyaya getiremediği ve insanlığın umudu olan çocukların varlığının bile unutulduğu, umutsuzluğa sürüklenen bir dünyada, yönetmen yine de bir mucize yaratarak insanları etrafında birleştiriyor. Doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar, ideolojik çatışmalar gibi daha bir sürü soruna rağmen, insanlığın aslında bütün bunların üstesinden gelebileceğini gösteriyor. İlk tahlil de bu iyimser ve romantik bir bakış açısı olarak algılanabilir. Fakat yönetmen yarattığı karanlık ve kaotik atmosferle ana fikrini alt metne gizlemeyi başarıyor.” demiş divxplanet.com editörlerinden biri..
alıntıyla başlamak iyi geldi aslında.. bazen herhangi birşey hakkında söyleyecek şeyleri bulmak ya da bulmaya başlamanın zorluğunu kolaylaştıran bir yöntem şu alıntı işi.. ama sık yapmamalı..
ses-görüntü düzleminde heyecan ve gerilim yaratmak zor iş değil artık.. oldukça sinir bozucu, iğrendirici ve rahatsız edici sahnelerin ortaya konulması çocuk oyuncağı.. bu nedenledir ki yönetim-oyunculuk düzleminde katıksız heyecan ve gerilim yaratabilen ustalara bir o kadar daha fazla saygı duymakta fayda var..
iyi bir yönetmen alfonso cuaron.. harry potter and the prisoner of azkaban‘la değerlendirenler yanılırlar.. kaldı ki hikaye dizisi karanlık bir hal almaya başlayınca gereksinim duyulmuş kendisine; diğer filmlere nazaran daha kasvetli ve gaddar bir filmdir prisoner of azkaban.. children of men de bir açıdan bakılınca film noir sayılabilir.. hatta bir çok açıdan.. ağır ve kasvetli bir gelecek filmdeki.. 18 yaşında, sırf dünyanın en genç insanı olma ünvanıyla şımarmış bir genç imza isteyen hayranının yüzüne tükürünce öldürülür, tüm dünya ağlar.. 18 yıldır çocuk doğmamıştır.. kadınlar hamile kalamamaktadır.. ( konu üzerine michael cane’in oynadığı karakter jasper’ın bir fıkrası var ki duyulmaya değer )..
clive owen‘ı seviyorum.. düz, duru, fazla şişmeyi sevmeyen bir oyunu var.. closer‘da da bayılmıştım.. bond adayı olunca daniel craig‘le clive’ı yarıştırmıştım kafamda hep.. diğerleri dikkatimi bile çekmemişti.. burda da theo faron’un ve karakterin iç çatışmalarının üstesinden oldukça iyi gelmiş.. hep olduğu gibi katıksız bencillikten kendini fedaya varan bir yolculuk yine theo’nunki; insanlığa yepyeni umutlar verecek olan hamile bir kadın ve o’nun bebeğini yaşamı pahasına koruma göreviyle..
julianne moore demeyin bana eleştirmeyeceğim bile.. başka kadın oyuncu yok sanki..
michael caine ise her dakika diyebilirsiniz.. o kadar söyleyeyim.. kaç tane kaldı öyle oyuncu..
iki şey var filmin olağanüstülüğü hakkında dikkat çekmek istediğim; birincisi filmin finaline yakın şehir sokaklarında ve bina içlerinde geçen çatışmalardaki , nerdeyse bambaşka bir film olabilecek kadar uzun tek plan çekim ( cuaron’a alkış ) ve doğan bebeğin sesi sokakları tutunca kesilen çatışma-sağlanan huzurun ilk kurşunla nasıl yine eski haline geldiğinin vurgulanması ( hep aynı pohuz, vurmayın kapıyı boşa evde yokuz göndermesi kanımca )..
gerisi dört dörtlük seyirlik.. patlamalı, uzay gemili, yaratıklı bilim kurgu arayanlar başka kapıya..
Ne dersin?