Aslında her yıl aynı dert.. tüm sezon boyunca heyecanla yapılan takipler, izlenen güzel filmler.. “kesin bu sezonun filmi işte” denilir birkaç kez.. sonra en kritik zamanda, oscarlara çeyrek kala ustalar gövde gösterisi yapıp bizi iyice bir sarsarlar.. hiç de akıllanmayız durumdan.. al yine aynı şey..
Her çektiği izlenen birkaç yönetmenden biridir ridley scott.. iki yönetmen kardeşten büyüğü olur kendisi.. kardeş tony, man on fire da çeker top gun da.. ne yapacağı pek belli olmaz.. ama ridley ile böyle bir şans yok.. bir çizgiyi çizmiştir başta.. gönyesi şaşmaz.. alien, blade runner, thelma and louise, conquest of paradise, gladiator, black hawk down ve bu yıl american gangster.. peki peki kabul, demi moore ile GI jane’de azıcık çıtayı düşürmüş olabilir.. ama herkesin başına gelir.. en azından demi’yle..
American gangster düşük temposuna rağmen aslında iç dinamiği yüksek bir film.. açılış ile birlikte insafsız frank lucas (denzel washington) sandalyeye bağladığı bir adamı yakar yakmaz zaten “ne oldu yahu” nidası yükseliyor bizlerden.. ama insaflı frank fazla canı yanmasın diye adamı hemen vuruyor sağolsun.. hoş geldiniz..
60’ların sonundan 70’ler sonlarına dek uzanan gerçek bir suç hikayesini anlatıyor son filminde usta yönetmen ağabey scott.. hikayenin sert adamı frank lucas, ticari zekası yüksek bir uyuşturucu tüccarı.. eski okul sağlam adamlardan kardeşimiz.. devir aldığı, halktan yana mafia babası mirası ile sokaklarda hem dehşet hem de şefkat dağıtıyor.. bu iki ters olgunun kaynağında ise frank’in uzak doğudan birinci elden alıp, vietnam’da görev yapan askerler aracılığı ile ülkeye soktuğu %100 saf eroin var.. piyasada ucuz ama saf mal avatajı ile malı kaldıran lucas, dağıtımda da İtalyanlarla yardımlaşıyor.. hem kendi şebekesi hem de armand assante’nin canlandırdığı corleone bozması baba yardımı ile dünyalığını yapıyor.. ama bu yükseliş, sıradan bir sokak takibinde 1.000.000 dolar bulup teslim eden, dürüst dedektif richie roberts ve ekibinin dikkatini çekince işler değişmeye başlar..
Geri kalanında bilinen yakaladım seni sırasıyla devam eden film, tabiî ki anlatım açısından benzerlerinden farklı.. polis teşkilatı içindeki yozlaşmaya değinen çok sayıda steven seagal filmini saymazsak bile, bu konuya değinen filmler içersinde ( ki bunlardan James mangold imzalı copland eleştirmenlere rağmen en sevdiklerimdendir ) güzel bir yer edindi kendisine..
russell crowe bu teşkilat içi temiz polis tiplemesine yabancı da değil aslında; izleyenler hatırlayacaklardır.. 1997 yılının bol starlı ( kevin spacey, kim bassinger, guy pearce, James cromwell, danny de vito ) curtis hanson filmi LA confidential’da da polis memuru bud white rolinde izlemiştik kendisini.. dikkate değer bir filmdir.. o dönemdeki kız arkadaşımın “sen de şu amerikan filmlerinden ne anlarsın ki, ne kadar hollywood’cu oldun” sitemiyle sinemada izleyememiş, izleyen yıllarda bu tür görüşlere pek de kulak asmamaya filmi izledikten sonra karar vermiştim..
henüz vizyona girmeyen american gangster her açıdan iyi bir film.. oyun çalmaya meraklı denzel ile annesi rolündeki ruby dee’nin sahnesine dikkat.. asıl rol kim çalıyor bir görün..
bir de babasının yoludan yürümeyen ve doğru karar vermiş oğul josh brolin yükselişine de dikkat bu günlerde.. uyarmadı demeyin..
Ne dersin?