1957 çevrimini izlemedim.. ilk önce bunu belirteyim.. karşılaştırma yazısı yazmayacağım yani korkacak bir şey yok..
herşeyden önce başarılı bir çevrim, oldukça iyi bir western 3:10 to yuma.. james mangold iyi bir yönetmen,kim ne derse desin.. copland’den sonra mangold’u 2 metre derine gömen tüm eleştirmenler de kedimin kıçını öpsünler.. karşılıklı döktüren yıldız dolu kadrosu bir yana, iyi polis kirli polis konusunu en yenilikçi işleyen filmlerden biridir copland.. sly harika oynamıştır.. robert de niro, harvey keitel, janeane garofalo, ray liotta.. daha sayayım mı..
3:10 yuma‘ya dönersek; iç savaş gazisi dan evans, bacağı karşılığı kendisine 200 dolar verip, kalan hayatını yarım bir erkek olarak yaşamasına neden olan hükümete, bir kez daha hizmet şansı elde eder.. dan, olaylar sonucu evinde bir kanun kaçağını misafir etmek zorunda kalmıştır ve bu kaçağı hapishaneye giden 3:10 yuma trenine teslim etme görevini üstlenmiştir.. bu iş için de devlet kendisine 200 dolar teklif eder;ironiktir.. toprağına “sen üstünde olmadığın zaman daha çok para ediyor” söylemiyle talip olan ve ahırını bile yakan demir yolu şirketine karşılık dan evans’a koruma bile sağlamayan devlet, işi düşünce bacağına ödediği kadar parayı dan’e ödemeye razı olur.. dan, bu kurak zamanda ( ki dan çiftçilik yapmakta) sıkışmış olan ödemelerini bir nevi olsun hafifletebilmek, evine gelen hayduta ağzı sulanarak bakacak kadar kendini erkeksiz kalmış hisseden karısına ve onu bir hiç olarak gören oğluna kendini ispat edebilmek için bu teklifi kabul eder.. bundan sonrası bir yol hikayesi..
filmde oldukça belirgin verilen bir çatışma var.. kendini her gereklilikte yüzüstü bırakan değerlere karşı, kanun kaçağı ben wade’in dan evans’a hayatını kurtaracak teklifler yaptığında düştüğü ikilem.. nereye kadar ve ne için doğru olanı izlemek.. kolay olanı alıp yürüyüp gitmek mi, yoksa kendi doğruları için savaşmak mı.. ayrıca bir çıkarımım daha var; her ne kadar kanunsuz olursa olsun güç baştan çıkarıcı bir olgu.. elleri kelepçeli kanun kaçağı wade’e, dan evans’ın karısının bakışında görmek mümkün bu baştan çıkarıcılığı.. ya da wade’in gözlerinden gözlerini ayırmayan oğlunda.. ya da otel odası sahnesinde wade’in dan’e para teklifinde dan’in şüpheye düşen gözlerinde..
russel crowe ve christian bale iyi oyucular.. özellikle bale artık çıtayı çok aştı bence.. her filmini büyük bir zevkle izlemekteyim.. rescue dawn’daki oyuu muhteşemdi.. ne kadar doğal ve özel bir oyundu ki yaımda konuşuyor gibi hissetmiştim kendimi.. yuma’da ise artı olarak usta peter fonda ve ben foster inanılmaz.. özellikle ben foster kötü.. gerçekten iyi bir kötü.. uyuz oldum haytaya..
bir de dan’in bacağı için söylediği replik unutulmaz.. hükümete göndermedir, bakınız: “they paid me to walk away, so they could walk away..” yani “bana parayı yürüyebileyim diye verdiler ki onlar bu işte paçayı sıyırabilsin.. ” anarşist bir film biraz yani.. 1957 çevriminde ki o dönem, aslında her dönem yoğun amerikan milliyetçiliği içersinde kolay olmayan söylemler bunlar..
bir de bir saptama daha; bizde düzen karşıtı olan birileri çıkınca devrimci sosyalist kesimce kabul görür, bağırlara basılır.. ama aynı şeyi bir amerikalı yaparsa bu “amerikan komplosu” olur, “zaten bu filmlerin parasını da amerikan hükümeti kendisini sempatik göstermek için veriyor” olur.. hayır efendim.. bir amerikalının da amerikan politikalarından rahatsız olma ve bunu dünyayla paylaşma isteği olur, normaldir..devrimci sadece bizden olmaz.. komplo teorisyenlerinin hayatları bir komplodur.. herşeyden habersizmişiz de herşeyi olar farkediyormuş gibi davranmalarına uyuz oluyorum..
yani kısaca; mangold bir amerikan anarşisti ise tadını çıkaralım.. paranoyaklaşmayalım..
Ne dersin?