<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.0.3" -->
<rss version="2.0" 
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Hakan Erken</title>
	<link>http://www.hakanerken.com</link>
	<description>hayat memat meseleleri</description>
	<pubDate>Fri, 11 Jul 2008 18:18:06 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.0.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>canlı müzik dinleyici adabı..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/07/10/canli-muzik-dinleyici-adabi/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/07/10/canli-muzik-dinleyici-adabi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2008 18:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/07/10/canli-muzik-dinleyici-adabi/</guid>
		<description><![CDATA[bilmezsiniz tabii.. ben daha bileni görmedim 20 senedir sahneden.. hani görsem bile iki gece üstüste gelmedi.. en sık rastlanan davranışlar listesi aşağıdadır.. bilginize..
1- &#8220;cep telefonuyla konuşuyorum dur şarkıya başlama&#8221; el işareti.. bu hareket her zaman bir numaramda, biline.. hangi hakla.. hangi haklaaaaaaaaaa.. ne diyeyim ki sana şimdi cahilcik..
2- &#8220;türkçe hareketli bişey yok mu&#8221; sorusunun sahibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bilmezsiniz tabii.. ben daha bileni görmedim 20 senedir sahneden.. hani görsem bile iki gece üstüste gelmedi.. en sık rastlanan davranışlar listesi aşağıdadır.. bilginize..</p>
<p>1- &#8220;cep telefonuyla konuşuyorum dur şarkıya başlama&#8221; el işareti.. bu hareket her zaman bir numaramda, biline.. hangi hakla.. hangi haklaaaaaaaaaa.. ne diyeyim ki sana şimdi cahilcik..</p>
<p>2- &#8220;türkçe hareketli bişey yok mu&#8221; sorusunun sahibi dinleyici kitlesi.. fakat türkçe hareketli şeyler yerine yunanca çalınınca durumdan şikayetçi olmayan da aynı kitledir, dikkatinize.. türkçe mi bilmiyorsunuz.. bunu yerine &#8220;kapı açıp kapatı ben gıcırtıya eller havaya yapcam&#8221; deseler işimiz daha kolay olmaz mı.. &#8220;yok valla repertuarda&#8221; der kurtuluruz..</p>
<p>3- istekte bulunan, istediği şarkıyı ise dinlemeyen dinleyici kitlesi.. sonucu olan cümleyi yazacağım, hala anlamayanlar olacaktır.. çünkü bu kitleden insanların da bu yazıyı okuma olasılığı ve &#8220;ay bu müzisyenler de kendini ne sanıyor&#8221;  diyecek olmaları olasılığı mevcut.. hemen söyliim sonuç cümleyi; &#8220;dilemeyeceksen isteme&#8221;.. bir de o kitle bu tavırlarla ne olduğunu sanıyorsa biz müzisyenler de aynı şey sanıyoruz kendimizi..</p>
<p>4- &#8220;sesim müzikten daha çok çıksın&#8221; kitlesi.. hoparlör sesi yükseldikçe daha da bağırabilen, wattajı meçhul insanlar topluluğu.. her yerde farkedilmeseler bir yerleri eksilen arkadaşlarımız.. popüler kültürün popüler süprüntüleri.. kendisi de dahil hiçbir şeye saygısı olmayan cücükler.. pisicikler, piscikler..</p>
<p>5- müziği kendi verdiği adlarla kategorize eden kitle.. &#8220;abi yaz repertuarınızda neler var&#8221;.. yaz mı, nası yani.. &#8220;süper abi, harika doğum günü müziği yaptınız&#8221;.. doğum günü şarkısı değil ama sadece.. komple set doğum günü müziğiymiş.. oysa ben politik özü olan şeyler de çaldım.. &#8220;haftasonu repertuarı&#8221;.. o ne ki.. ben neden bilmiyorum.. asansör müziği, yemek müziği, dans müziği.. ooffffff..</p>
<p>6- tam başlamak üzersinizdir setinize, bir kablo ya da beklenmedik başka bir unsurda bir arıza mevcuttur.. onunla uğraşmaya başlarsınız.. zaten gecikmeden dolayı rahatsız ve huzursuzsuuzdur.. tam önünüzdeki şahsiyet &#8220;hadi hemşehrim çal bişeyler&#8221; der.. &#8220;beyefendi kablo bozuk bir saniye&#8221; cevabınıza rağmen yanıtlar beyefendi (!) : &#8220;olsun sen çal&#8221;.. &#8220;lan gerizekalı nasıl çalayım arızalı kabloyla&#8221; demek ister her müzisyen ama yapamazsınız.. çünkü &#8220;canlı müzik dinleyebilen hayvan her zaman haklıdır&#8221; gibi bir anlayış mevcut..</p>
<p>7- istekte bile bulunmuştur eleman.. isteği çalınmıştır hatta.. ama sıra kalkmaya gelince mekandan, şarkı arası bile beklenmeden, büyük bir tevazu ile isteğini çalan müzisyene kıçını dönerek çıkar söz konusu kişi.. terbiyesizliğin büyüklüğüne bak hele.. demek ki aynı şekilde adam yerine koymayıp, isteğini çalmamak lazımmış.. oysa ki, mekan terkedilirken en azından bir baş selamıyla müzisyenle göz göze verilen bir reverans ne kadar kıymetlidir ve yüzünüzün unutulmamasını sağlayacaktır.. bir dahaki girişinizde mekana, sevdiğiniz şarkıyla karşılanma olasılığını tek elden tepmiş bulunmaktasınız artık.. geçmiş olsun.. sizi tüm gece şarkılarıyla eğlendiren, yanınızdaki hatuna yaklaşma fırsayı sağlayan, isteğinizi bile mantıklıysa yerine getiren bu güzel insana daha iyi davranın tamam mı ciğerim..</p>
<p>kısaca saygı kelimesinin anlamının eksikliğinden ötürü aslında kızmamamız gereken insanlar insancıklar.. ya da izleyiciyle gerçekten gerekmediği oranda yüz göz olan şarkıcı müzisyen takımı.. ki aslında bu yakınlığın biraz da nedeni onlar.. sahne zeminde bile olsa, üzerindeki müzisyen onu herkesten birkaç santim yukarıda tutabilecekken, biraz daha farkında olalım sayın meslekdaşlarım ne olduğumuzun..</p>
<p>herkesin imrenerek baktığı bir yerde duruyoruz.. orda kalabilmek adına yani.. biraz daha asalet..</p>
<p>dinleyiciye ise sözüm şu.. çalınanı dinlersiniz.. beğenmeyenler için her çeşit müzik yapan yer mevcut.. çalınan repertuar ve tür mekanın ya da müzisyenin tercihidir.. sen geldin oturdun diye değişmez..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/07/10/canli-muzik-dinleyici-adabi/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>indiana jones ve kristal kafatası krallığı..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/07/08/indiana-jones-ve-kristal-kafatasi-kralligi/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/07/08/indiana-jones-ve-kristal-kafatasi-kralligi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2008 14:12:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>İzle-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/07/08/indiana-jones-ve-kristal-kafatasi-kralligi/</guid>
		<description><![CDATA[çok eleştiri okudum filmi izlemeden önce de sonra da.. genelde olumsuz bu eleştirilerin hiç biri etkileyemedi beni.. son indiana jones filminden sonra geçen onca seneden sonra, beyaz perdedeki beklenti ve etkileşimlerinin, geçen yıllar içinde ve büyüyen birikim havuzları nedeniyle değişmiş olabileceğini düşünmeyen onlarca eleştirmenin görüşüne gerçekten ihtiyacım yoktu.. bu biraz şeye benziyor; starwars&#8217;ı yıllar önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img width="177" height="262" align="left" src="http://blog.mctimages.com/mct_images/images/2008/03/13/indiana_jones_4_poster.jpg" />çok eleştiri okudum filmi izlemeden önce de sonra da.. genelde olumsuz bu eleştirilerin hiç biri etkileyemedi beni.. son indiana jones filminden sonra geçen onca seneden sonra, beyaz perdedeki beklenti ve etkileşimlerinin, geçen yıllar içinde ve büyüyen birikim havuzları nedeniyle değişmiş olabileceğini düşünmeyen onlarca eleştirmenin görüşüne gerçekten ihtiyacım yoktu.. bu biraz şeye benziyor; starwars&#8217;ı yıllar önce izlediğimizde maket yıldız destroyerleriyle hayretlere düştükten sonra, aynı destroyerlere olan ilgimizin 3D rendering yeni nesil uzay araçlarının onların pabucunu dama atması sonucu azalması gibi örneğin.. aynı çocuksu heyecanla bakamayacaksanız, eleştirmen, &#8220;yıllarını sinemaya vermiş adam&#8221; edasından sıyrılamayacaksanız yeni indiana jones&#8217;u izlemenin gerçekten bir faydasını göremeyeceklerini biliyor olmaları gerekirdi aslında..</p>
<p>bu nedenle 38 yaşında &#8220;yıllarını sinema izlemeye vermiş adam&#8221; kimliğimi bir kenara bırakarak gittim<img width="128" height="161" align="right" src="http://www.zorquiz.com/dev/dosyalar/cd2f353db1372f9808d8c843da72a339231305.jpg" /> yeni indiana jones&#8217;a.. pek de sevdim.. her zamanki kaçmaca-kovalamaca, onca aksiyon, vodvile varan sakarlıklar serisi, shai&#8217;ın yapmacık serserisi.. hepsi aynı heyecanla eğlendirdi beni.. hatta kırık rus aksanlı ingilizcesine rağmen &#8220;daktır jööğğnnnsss&#8221; derken ingilizliğini hatırlayan cate blanchett bile eğlendirdi beni.. çok mu kusur lazımdı mesela.. al işte bir tane.. ama yineliyorum; indiana izlerken benim kusurları bulmaya değil, onları göz ardı edip tadını çıkarmaya ihtiyacım var daha çok..<br />
küçük bir çocuğun yaramazlıklarını kale alıp, onları karşılarına alıp benim bile anlayamacağım şekilde anlatan ebeveynlerden farkı kalmayan eleşritmenlerin lafıyla sinemaya gidecekseniz boşverin gitsin.. çizgifilm izlerken &#8220;bu örsler de nereden geliyor, ne saçma&#8221; diyebilecek kadar büyümüş adamların ne işi olur ACME şirketiyle..</p>
<p>film ise evet indiana.. <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/title/tt0367882/">kristal kafatası krallığı</a>; adı üstünde.. her zamanki gibi rengarenk, eğlenceli, saçma-sapan indiana.. vallahi artık sıkıldım; bilimkurgu izlemeye gidip de &#8220;yıldız hızı mı, ne saçma&#8221; diyenlerden gerçekten sıkıldım.. hiç birşey yazmayacağım film hakkında.. ne öyküsünün didiklenmeyen yanı kaldı ne de çekim tekniklerinin falan.. boşverin işte.. büyük perdede indiana.. çok yaşa harrison, çok yaşa steven, george.. ellerinize sağlık.. 12 yaşında çıktım salondan..</p>
<p>john williams imzalı müzikleri eşliğinde <a target="_blank" href="http://www.indianajones.com/site/index.html">kendi siteysi</a>..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/07/08/indiana-jones-ve-kristal-kafatasi-kralligi/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>casablanca..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/07/05/casablanca/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/07/05/casablanca/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 15:52:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>İzle-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/07/05/casablanca/</guid>
		<description><![CDATA[uzun yıllar parça parça izleyerek bir türlü bir araya getiremediğim, belki de bu yüzden bir türlü ilgi duyamadığım bir filmdi casablanca.. ya da bazı şeylerin güzelliğini takdir edebilmek için biraz daha büyümek gerekiyor..
michael kurtiz&#8216;in yönettiği, murray burnett ve joan allison&#8217;un everybody comes to rick&#8217;s adlı oyunundan julius ve philip epstein ve howard koch&#8217;un senaryolaştırdığı 1942 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="265" height="185" align="left" src="http://bogart-tribute.net/images/casablanca/casablanca4.jpg" />uzun yıllar parça parça izleyerek bir türlü bir araya getiremediğim, belki de bu yüzden bir türlü ilgi duyamadığım bir filmdi casablanca.. ya da bazı şeylerin güzelliğini takdir edebilmek için biraz daha büyümek gerekiyor..</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0002031/">michael kurtiz</a>&#8216;in yönettiği, murray burnett ve joan allison&#8217;un everybody comes to rick&#8217;s adlı oyunundan julius ve philip epstein ve howard koch&#8217;un senaryolaştırdığı 1942 tarihli bir klasik <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/title/tt0034583/fullcredits#writers">casablanca</a>.. başrollerini <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0000007/">humphrey bogart</a> (rick), <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0000006/">ingrid bergman</a> (ilsa), <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0002134/">paul henreid</a> (victor) ve <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0001647/">claude rains</a>&#8216;in (yüzbaşı reanult) paylaştıkları filmi konusu 2. dünya savaşının hemen başlarında fas&#8217;ın casablanca şehrinde geçiyor.. işgal altındaki frasa&#8217;nın işgal edilmemiş sömürgesi fas&#8217;ta rick&#8217;s adlı barın sahibi rick blaine, geçmişinde faşizme karşı gerilla savaşlarında yer almış eski bir paralı asker.. elde ettikleriyle casablanca&#8217;da açtığı salonunu huzur içinde işletir gibi görünürken, işgalin hemen öncesindeki paris&#8217;te kendisini garda elinde biletiyle yağmur<img width="190" height="167" align="right" src="http://bogart-tribute.net/images/casablanca/casablanca16.jpg" /> altında bırakan ilsa&#8217;ya aşkını kalbinde saklamaktadır.. ilsa, rick&#8217;i terkediş nedeni olan kocası victor ile amerikaya geçiç yolunda istemeden de  olsa casablanca&#8217;ya düşünce, rastlantı sonucu geçiş kağıtlarını eline geçiren rick&#8217;le karşılaşmak zorunda kalır.. bu sırada geçiş kağıtlarının çalınması sırasında öldürülen iki alman kuryenin katillerinin bulunması ve çek özgürlükçü victor&#8217;un  casablanca&#8217;da tutulması için gelen alman 3. ordu binbaşısı strasser&#8217;de olaylara karışır.. belirsiz bir nedenle amerikaya dönemeyen rick, eski aşkı ilsa&#8217;yı, özgürlük savaşçısı kocası victor&#8217;la, amerika&#8217;ya giden gemiye ulaşabilmeleri için lizbon&#8217;a götürecek olan uçağa bindirebilmek adına her türlü fedakarlığa hazır mıdır..</p>
<p>döneminde pek de cesaret edilmeyen uzun planlarıyla hem oyunculuk, hem de yönetmenlik başarılarından biri sayılan bir film casablanca.. geçen onca uzun yıla rağmen büyük bir ilgiyle izlenen bir macera ve aşk hikayesi.. asla sıkmayan, rahatsızlık vermeyecek derecede gömük romantizmi, buna rağmen incelikle işlenmiş, savaş öncesi dönemin politik özelliklerini oldukça gerçekçi yansıtan bir dönem filmi aynı zamanda.. biraz önce de belirttiğim gibi işgal altında olan bir ülkenin, işgal altında olmayan sömürgesinde, işgalci bir komutanla, işgal edilmiş bir ülkenin bölgedeki temsilcisi yüzbaşı arasındaki ayak oyunları görülmeye değer..</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0933330/">dooley wilson</a>&#8216;un sesinden asla unutulmayacak as time goes by adlı şarkı ise tabii ki filmin en büyük özelliklerinden.. &#8220;bir daha çala sam..&#8221; unutulmaz repliklerden midir, değil midir..</p>
<p><img width="185" height="283" align="left" src="http://bogart-tribute.net/images/casablanca/casablanca11.jpg" />bu arada filmin ilk açıklanan kadrosunda rick&#8217;i <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0001654/">ronald reagan</a>&#8216;ın, ilsa&#8217;yı ise ann sheridan&#8217;ın oynaması planlanmış.. yanı sıra müttefikler 8 kasım 1942&#8242;de casablanca&#8217;yı alınca filmin çekimleri ve yayınlanması konusunda da politik kaynaklı değişiklikler yaşanmış..</p>
<p>müzikle ilgili bir ayrıntı daha.. filmde as time goes by&#8217;ı çalıyor ve söylüyor gibi görünen dooley wilson aslında bir davulcu.. filmde şarkının olduğu sahnelerde piyano bir perde arkasında elliot carpenter tarafından çalınırken, dooley wilson onun hareketlerini taklit etmeyi öğrenmiş..</p>
<p>ayrıca son sahnenin çekim anı gelene dek hiç kimse-oyuncular dahil- ilsa&#8217;nın rick&#8217;le mi yoksa victor&#8217;la mı uçağa bineceğini bilmiyormuş.. filmdeki havaalanlarının gece çekimlerinin maketlerle yapılmış olmasının nedeni ise daha ilginç; çekimleri 2. dünya savaşı sırasında gerçekleşen filmin gece havaalanı sahneleri, güvenlik nedenleriyle maketlerle gerçekleştirilmiş.. rick&#8217;in her kadeh kaldırışta söylediği &#8220;Here&#8217;s looking at you, kid&#8221; repliği paris çekimlerinde bogart tarafından improvize edilmiş olup, orjinal senaryoda yer almamakta..</p>
<p>her kadrajı ayrı bir fotoğraf olan filmden güzel <a target="_blank" href="http://bogart-tribute.net/films/casablanca.shtml">fotoğraflar için</a>..</p>
<p>hala izlemeyenlere..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/07/05/casablanca/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>aaahahaha.. hahahaha.. haha..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/07/05/aaahahaha-hahahaha-haha/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/07/05/aaahahaha-hahahaha-haha/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 14:24:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/07/05/aaahahaha-hahahaha-haha/</guid>
		<description><![CDATA[ıssız bir adaya düşsem yanıma alacağım 3 şey ne mi olurdu.. kate, claire ve sun.. aaaaaaaahahaha, haha, hahahahaha.. ay ölcem gülmekten..

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ıssız bir adaya düşsem yanıma alacağım 3 şey ne mi olurdu.. kate, claire ve sun.. aaaaaaaahahaha, haha, hahahahaha.. ay ölcem gülmekten..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/07/05/aaahahaha-hahahaha-haha/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>anlamayadıklarım..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/07/04/anlamayadiklarim/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/07/04/anlamayadiklarim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2008 15:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/07/04/anlamayadiklarim/</guid>
		<description><![CDATA[bazen karşımıza çıkıyorlar.. bakınca en az iki neden geliyor aklımıza.. ama hangisi bilemiyoruz.. sorularıma soru eklemek isteyenleri ya da yanıtları olanları bekler, sevgiler sunarım..
anlayamadığım şeyler no:1
facebook, yonja, hi5 ve türevi, çöpçatan ağırlıklı sitelerde herhangi bir profil sööörç yaptığınızda karşınıza çıkan ilginç bir durumdur.. female seçeneğiyle arama yaptığınızda karşınıza gayet male, saçlı sakallı adamlar çıkar.. ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bazen karşımıza çıkıyorlar.. bakınca en az iki neden geliyor aklımıza.. ama hangisi bilemiyoruz.. sorularıma soru eklemek isteyenleri ya da yanıtları olanları bekler, sevgiler sunarım..</p>
<p>anlayamadığım şeyler no:1<br />
facebook, yonja, hi5 ve türevi, çöpçatan ağırlıklı sitelerde herhangi bir profil sööörç yaptığınızda karşınıza çıkan ilginç bir durumdur.. female seçeneğiyle arama yaptığınızda karşınıza gayet male, saçlı sakallı adamlar çıkar.. ya üyelik kaydı yapılırken ingilizce bilmeyen şahsiyet male-female seçeneğini yanlış işaretlemiştir, ya da kendisi eşcinseldir.. bu durumda iki çözüm önerim olacak: birincisi, cinsiyet seçiminin daha farklı şekilde gerçekleştirilmesi.. görsel örneğin; erkek için cıvata, kadın için somun gibi.. ya da direk pipi-kuku seçenekleri daha mı iyi olur ki.. neden bu kadar hor gördüğümü merak edenler şunu düşünsünler; uluslararası terimlerle ya da ingilizce ağırlığıyla bilinen bilgi ağına sırf eli çükünde hatun peşine giren abazacıkların, bu uğraşın içine en azından temel terminolojiyi çıkaracak kadar ingilizce bilmeleri gerektiğini de katmalarını beklemek ne kadar hayalperestliktir.. madem yapıyorsun cahil cesareti olmasın değil mi..</p>
<p>ikincisi ise kayıtlı web kullanıcısı uygulamasının yaygınlaştırılması ve bu kayıtların en azından &#8220;yes I&#8217;m a student&#8221; ya da &#8220;this is an apple&#8221; demeyi bilen isanlar seviyesinde tutulması.. &#8220;mr and miss brown went to the movies last night&#8221;dan geçtim.. gerekli minimum seviye belirlendikten sonra sadece bu seviye üstü insanların surf yapmasına izin verilmesini destekleyen ve sağlayacak olan herhangi bir uygulamayı şiddetle destekliyorum.. hepimizin iyiliği için internet faşizmine evet.. her yeri kirlettiler nete de el atmasınlar..<br />
anlayamadıklarım devam edecek..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/07/04/anlamayadiklarim/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>kimi sevsek, kimi sevmesek..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/07/03/kimi-sevsek-kimi-sevmesek/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/07/03/kimi-sevsek-kimi-sevmesek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2008 15:43:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/07/03/kimi-sevsek-kimi-sevmesek/</guid>
		<description><![CDATA[keşke kurtarmasaydı memleketi Atatürk.. istemedim şimdi ben de.. otursaydı, paylaşsalardı italyanı, ingilizi falan.. O&#8217;na neydi ki.. nasıl olsa takdir edilmeyecekti yapılanlar, fedakarlıklar, ölenler, yarım kalanlar.. nasıl olsa yerde kalacaktı onca yiğidin kanı, analar ağlasındı kimin umrundaydı ki..
istemedim evet.. nedeni basit; bana armağan edilen özgürlüğün, bağımsızlığın, başı dik durabilmenin tadı o kadar derindeki, şimdi sağımın solumun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>keşke kurtarmasaydı memleketi Atatürk.. istemedim şimdi ben de.. otursaydı, paylaşsalardı italyanı, ingilizi falan.. O&#8217;na neydi ki.. nasıl olsa takdir edilmeyecekti yapılanlar, fedakarlıklar, ölenler, yarım kalanlar.. nasıl olsa yerde kalacaktı onca yiğidin kanı, analar ağlasındı kimin umrundaydı ki..</p>
<p>istemedim evet.. nedeni basit; bana armağan edilen özgürlüğün, bağımsızlığın, başı dik durabilmenin tadı o kadar derindeki, şimdi sağımın solumun kurcalanması bana büyük acı veriyor.. koca memleketi yiye yiye bitiremeyen asalakların dişleri her battığında bu toprağa benim canım yanıyor.. kurtarmasaydı memleketi Ata bilmeyecektim, her gün acıdan ölmeyecektim..</p>
<p>hiç dokunmasaydı Ata.. memleketin anaları bacıları ingiliz, italyan orospusu olurken elini oynatmasaydı keşke.. o zaman piç olurduk, derdimiz olmazdı.. piç diyene güler geçerdik, sesimiz çıkmasa da zorumuza gitmezdi.. kurtarmasaydı memleketi Ata bilmeyecektim, her gün yeniden biçilmeyecektim..</p>
<p>bu nedenle yanlış yaptı Ata.. ellemeyecekti.. bunların anaları, bacıları delik deşik olacaktı.. adı sanı olmayan atalar doğuracaklardı bu memlekete.. Ata&#8217;yı sevmeyenlerin ataları hiç olacaktı..</p>
<p>şimdi Ata&#8217;yı sevmeyenler kendi köklerine, kendi özlerine yaptıkları ihanetin farkındalar mı acaba.. Ata olmasaydı asla sahip olamayacakları bir kimliğin alışkanlıklarını sürdüremeyeceklerinin ne kadar farkındalar.. ingiliz sömürgesi olsaydık rahatça dinini yerine getirecekmiş birileri.. hangi din olacaktı o zaman yerine getirdiği..</p>
<p>allahım sen akıl ver bunlara.. inandıkları kadar gerçeksen eğer..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/07/03/kimi-sevsek-kimi-sevmesek/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>ne zamandır canım yabanmersinli turta çekiyordu.. iyi oldu..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/04/10/ne-zamandir-canim-yabanmersinli-turta-cekiyordu-iyi-oldu/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/04/10/ne-zamandir-canim-yabanmersinli-turta-cekiyordu-iyi-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2008 16:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>İzle-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/04/10/ne-zamandir-canim-yabanmersinli-turta-cekiyordu-iyi-oldu/</guid>
		<description><![CDATA[tek heceden oluşan isimleriyle uzakdoğulu yönetmenlerin hollywood istilası devam etmekte.. kar wai wong&#8217;da bunlardan birisi; çinli kendisi.. pek korkulası bir film değil açıkcası my blueberry nights.. ama oldukça hoş, içinizi yumuşatan bir hikayesi var.. yol hikayeleri aslında bir tutam, başrol oyuncusu belli -norah jones-, figüranları değişen bir hikayeler serisi bu.. new york&#8217;tan kalbini kıran eski [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="148" height="220" align="left" src="http://www.elseptimoarte.net/carteles/my_blueberry_nights.jpg" />tek heceden oluşan isimleriyle uzakdoğulu yönetmenlerin hollywood istilası devam etmekte.. kar wai wong&#8217;da bunlardan birisi; çinli kendisi.. pek korkulası bir film değil açıkcası <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/title/tt0765120/">my blueberry nights</a>.. ama oldukça hoş, içinizi yumuşatan bir hikayesi var.. yol hikayeleri aslında bir tutam, başrol oyuncusu belli -norah jones-, figüranları değişen bir hikayeler serisi bu.. new york&#8217;tan kalbini kıran eski sevgilisinden aklını uzak tutmak için ayrılan ve amerikayı enine geçmeyi kendine görev edinen sevimli genç hanım (<a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm1289528/">jones</a>), şehirden ayrılmadan sevgilisinin evinin karşı kaldırımında yer alan kafeye evin anahtarlarını bırakır ve kafenin sahibi genç ingilizle ( <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0000179/">law</a> ) tanışır.. bu tanışma 300 günlük yolculuğunda ona yaşadıklarını kartpostallar aracılığıyla anlatacağı bir dost kazandıracaktır..</p>
<p>ilk yol hikayesi lizzy&#8217;nin memphis tennessee&#8217;den.. karısına hala sırılsıklam aşık terkedilmiş polis memuru arnie ( <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0000657/">david strathairn</a> ) ve karısı güzeller güzeli sue lynne ( <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0001838/">rachel weisz</a> )öykünün konusu.. arnie&#8217;ye pek yardımı olamıyor lizzy&#8217;nin ama sue lynn&#8217;e kalbindekileri anlamak konusunda çok yardımı dokunuyor.. arnie rolünde david strathairn harika.. &#8220;ben beyaz pullar kralıyım&#8221; sahnesinde akıllara zarar.. gözlerinize inanamıyorsunuz.. bazı aktörleri izlerken olay başkalaşıyor işte..</p>
<p>ilk hikayeden sders: &#8220;sonuçta ne olduğumuz aslında başkalarında bıraktığımız hatıralar değil mi.. ya da bir hesap defterindeki veresiye kayıtları adımıza tutulmuş olan..&#8221; <img width="223" height="149" align="right" src="http://www.ntvmsnbc.com/news/266119.jpg" /></p>
<p>ikinci hikaye ise vegaslı kumarbaz leslie ( <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0000204/">natalie portman</a> ).. başına buyruk, kendinden başka hiç kimseye güvenmeyen ve yalnızlığından pek memnun gibi görünen leslie, sırf yola yalnız devam etmemek için lizzy&#8217;e yalan söylüyor anlaşmaları üstüne.. sonunda babasını bile kaybettiğine kendi görene kadar inanmayan ve bunu babasının kendisini görmek için uydurduğu bir yalan olarak gören leslie&#8217;ye belki birazcık olsun birilerine güvenmeyi öğretiyor..</p>
<p>ikinci hikayeden ders:<br />
leslie   -benimle geçirdiğin zamandan hiç bir şey öğrenmedin değil mi? kimseye güvenmemeyi öğrenemedin..<br />
lizzy   -sen de benden hiç bir şey öğrenemedin.. herkese güvenebilmeyi..</p>
<p>filme ilk başlarken norah jones albümü gibi bir film izleyecek olma önyargısıyla doluydum, bu anlamda utandım iyi oldu.. nerdeyse yok gibi sesi norah jones&#8217;un.. şarkı söylerken daha doğrusu..</p>
<p><img width="161" height="161" align="left" src="http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/3402510.jpg" />yönetmen <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0939182/">kar wai wong</a> biraz hayal kırıklığı oldu bende.. çok ters açılar kullanıyor her filminde.. dramatik etkiyi artıran bgir unsur olsa da her köşebaşında biraz itici duruyor.. bir de aradan çerçeve çıkmış gibi ağır çekimler.. her yerde her yerde.. bunun dışında ifade tarzını sevdiğim bir yönetmen.. daha anlatır tarzda.. aslında çok dışarıdan kullanılan kamera belki bu yüzden ama olsun, sıkıyor beni.. kafenin camındaki yazıların arasından oyuncu yüzü seçeceğim diye şekil oldum denilebilir.. filmin eksisi norah jones; iyi şarkıcı, kötü oyuncu.. ilk filmi belki diye, ama ne ilk filmler de gördük.. kadıncağız ezilmiş onca oyuncu arasında.. hele hele jude law&#8217;la karşılıklı olduğu sahnelerde üzüldüm kendisi için.. çünkü law başka oyuncular için okul sayılabilecek bir oyuncudur bence.. oyunundan korkarım, izlerken ezilirim diye..</p>
<p>finaldeki öpücük bu yılın en iyi öpücüğü.. <a target="_blank" href="http://www.indielondon.co.uk/img/spiderman_kiss2.gif">örümcekadam&#8217;daki ters öpücüğün</a> eksen değiştirmiş hali olsa da süperdi.. dereceye girer.. cannes&#8217;da açılış filmiydi.. bakalım neler olacak.. &#8220;yolu açık olsun&#8221; dedirten filmlerden her şeye rağmen..</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.david-strathairn.com/">www.david-strathairn.com</a> gezilsin bir de..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/04/10/ne-zamandir-canim-yabanmersinli-turta-cekiyordu-iyi-oldu/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>düşük çözünürlük LED animasyon sistemleri üzerine..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/04/09/dusuk-cozunurluk-led-animasyon-sistemleri-uzerine/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/04/09/dusuk-cozunurluk-led-animasyon-sistemleri-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Apr 2008 13:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/04/09/dusuk-cozunurluk-led-animasyon-sistemleri-uzerine/</guid>
		<description><![CDATA[sahne ve sahne sistemleri konusunda en cimri memleketlerden birisi olduğumuz söylenebilir genele bakınca.. estetik ve kaliteden çok, bütçeye uygunluk gözetiliyor bu konularda.. aynı organizasyon içersinde yer alan diğer bütün unsurlarda kese ağzına kadar açılırsa bile, ses sistemleri, ışık, dekor söz konusu olunca nedense birden aynı keselerin ağzı bir anda büzüşüyor.. oysaki gösteri işinin büyük oranda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>sahne ve sahne sistemleri konusunda en cimri memleketlerden birisi olduğumuz söylenebilir genele bakınca.. estetik ve kaliteden çok, bütçeye uygunluk gözetiliyor bu konularda.. aynı organizasyon içersinde yer alan diğer bütün unsurlarda kese ağzına kadar açılırsa bile, ses sistemleri, ışık, dekor söz konusu olunca nedense birden aynı keselerin ağzı bir anda büzüşüyor.. oysaki gösteri işinin büyük oranda sırtını dayadığı ses-ışık-dekor şeytan üçgeninde kaybolup gidiyor bir çok büyük gösteri gereken özen gösterilmediği, gereken maliyetler karşılanmadığı için.. para parayı çeker atasözüyle iş yapmaya çalışan ama nedense en gerekli yerlere harcama yapmayan bir endüstri içersinde yapılabilecek en yiğitçe şeyleri yapabilen, en getirilmez; belki de talep görmeyecek ürün ve hizmetleri Türkiye&#8217;ye getiren şirketleri burda saygıyla selamlıyorum..</p>
<p>bunlardan biri <a target="_blank" href="http://www.benart.net/benart/index.asp">Benart Ses Işık Görüntü ve Sahne Sistemleri</a>.. sahibi Benan Ekici&#8217;nin kendi doymak bilmez merak ve mesleğine olan saf ilgisi sayesinde geniş ve gerçekten piyasada bulamayacağınız ürün çeşitliliğine sahip Benart.. yurt içi yurt dışı, olası her ses ve ışık sistemleri fuarının müdavimi olan Benan Ekici, gözünü kırpmadan alıp getiriyor işe yarayacağını düşündüğü ne varsa.. işin asıl güzel tarafı bundaki amacı yalnızca söz konusu sistemlerin ülkemizdeki tasarımcı, yapımcı ve yönetmenlerin de kullanımına sunulabilmesi.. iş teknolojiye geldiğinde kimden ne aşağı kalır yanımız var ki..</p>
<p>bu çerçeve içersinde ürün portföyünde yer alan iki ürün özellikle ilgi çekici.. bunlardan ikisi de, rgb (red-green-blue) LED (light emiting diod) kullanımı ile düşük çözünürlükte animasyon, fon boyama ve görüntü olanağı sağlayan biri belçika diğeri ingiltere merkezli ürünler..</p>
<p><img align="left" src="http://www.visualdj.co.uk/gfx/options/showled.jpg" />belçikadan bize ulaşan <a target="_blank" href="http://www.showled.com/showled/showled.nsf/?open&#038;lang=en">showled</a> ürünleri, geniş bir kullanım alanına sahip.. basit kullanımlık yıldızlı gökyüzü efekti sağlayan star cloth perdelerden tutun, aynı perdenin animasyon yapmayan ama renkli yıldızlar da yapabileceğiniz chameleon (bukalemun) perdelerine ve asıl dikkat çekici ürün olan animasyon star cloth&#8217;lara kadar bir ürün çeşitliliği mevcut.. animasyonlu star cloth&#8217;da metrekarede yer alan yaklaşık 30 kadar 16 milyon renk olanağı sağlayan rgb led&#8217;ler, eşsiz bir kontrol ünitesi ile dmx sinyal protokolü<img align="right" style="width: 178px; height: 139px" src="http://screenshots.softonic.com/s2de/30000/30662/0_arkaos_01.jpg" /> üzerinden komut almakta.. her biri iki kola ayrılan 8 ayrı kanal üzerinde yer alan 128 led, perde üzerinde iki boyutlu olarak belirlenmiş koordinatlarda yer almaktadır.. ve bu koordinatların kayıtlı olduğu giriş soketlerindeki çipler yardımıyla, siz hangi kanala takarsanız takın, ledler doğru sinyali alabilmektedir.. çünkü her kanal zaten kendi adresini kendi çipinden bilmekte ve sinyali hangi kanaldan gelirse gelsin doğru ledlere yönlendirebilmektedir.. kontrol ünitelerine kadar ise sinyal  TCIP protok ile ethernet 1000 base hızında ulaşmaktadır.. bu yüzden bu sistemlerde gigaswitch kullanımı bir gereksinimdir.. perdeler bir pc ya da dizüstü bilgisayardan, kurulan arkaos vj programı ve showled&#8217;in arkaos&#8217;la uyum yazılımı olan projector aracılığıyla rahatça kullanılabilmektedir.. sistem ayrıca herhangi bir otomasyon sistemi ile de dmx protokol üzerinden kullanıma ve zaman kontrollü ulaşıma açıktır.. sistem ilk alındığında arkaos yazılımı ve yardımcı diğer yazılımlar da showled tarafından sağlanmakta..   herhangi yüksek çözünürlük ekrandan farkı çok büyük animasyon sistemlerinin.. daha rahat ve kaygısız bir kullanımı var.. herhangi bir yüksek çözünürlüklü led ekran ya da plazma wall&#8217;ların etkisi evdeki televizyonun çok ötesine geçemezken bu sistemlerin hem tekil kullanımı, hem de diğer sistemlerle entegresi çok etkileyici durmakta.. örneğin ortada yer alan bir plazmada görülen videonun, yanlardaki animasyon perdelerine daha düşük çözünürlükte sırf renk tonlarını ve ana kompozisyonu yansıtmak için uygulandığını düşünün.. hem bütünlük hem devamlılık açısından sağlanacak olanakların sınırı yok..</p>
<p><img align="left" style="width: 160px; height: 104px" src="http://www.aclighting.com/images/lighting/products/chroma-q/big_pics/color_web1.jpg" />ikinci söz konusu sistem ingiliz <a target="_blank" href="http://www.aclighting.com/">ac lighting</a> firmasının ürünü colorWEB.. adından da anlaşılacağı üzere bir ağ üzerinde yer alan rgb led&#8217;lerin oluşturduğu görüntü ve animasyonlar söz konusu.. iki tür ağ üzerinde olmak üzere sistem tercihi yapmak mümkün.. sistem zaten 1 metrekarelik parçalar halinde birbirine uygulanabilir şekilde satılmakta.. bunlardan ilki metrekarede 64 led yer alan 125mm led aralıklı ağ sistemi, diğeri ise metrekarede 16 led bulunan 250mm led aralıklı ağ sistemi.. tabii ki ilki ikinciye ve showled  an,masyon starcloth&#8217;a nazaran daha yüksek bir çözünürlüğe sahip.. ayrıca bu sistemin diğer bir avantajı da outdoor kullanıma daha uygun olması.. güç ünitelerinin izolasyonu<img align="right" style="width: 142px; height: 93px" src="http://www.alia.com.au/equipment/color_web4.jpg" /> sağlandığında ağ sistemleri su geçirmezliğe sahip.. ayrıca ağ görüntüsü nedeniyle de aktif olmadığında arkadaki dekoru ve diğer unsurları gizlemiyor ve yine ağ görüntüsü sayesinde katman olanağı tanıyor.. tek dezavantajı showled animasyon starcloth&#8217;a nazaran daha uzun bir kurulum süresi gerektirmesi ve sistemin daha zor konfigüre ediliyor olması.. aynı sistem içersinde kullanılabilecek olan colorBLOCK ise firmanın bu sistem mantığıyla ürettiği başka bir ürün.. üzerinde her biri ayrı ayrı kumanda edilebilen 3&#8242;er led&#8217;den oluşan 4 hücre yer alan colorBLOCK, hem fon boyama hem de aynı colorWEB kullanımında olduğu gibi aniamsyonlar ve videolar dahilinde kullanıma sahip.. bu ürün aynı zamanda kendi içersinde yer alan bir çip sayesinde ortam ısısına ve nemine göre renk doygunluğunu kendi ayarlamakta.. tüm bu ürünlerin aynı zamanda dmx ile kontrol edilebildiğini söylememe bilmem gerek var mı..</p>
<p>söz konusu sistemlerin uygulaması ve kullanımı konusunda merak ettiğiniz soruları herken@gmail.com&#8217;a yazabilir, görüntüler ve dökümanlar için http://www.benart.net/benart/index.asp adresindeki haberler duyurular linklerini gezebilirsiniz..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/04/09/dusuk-cozunurluk-led-animasyon-sistemleri-uzerine/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>bir kayıp daha..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/04/08/bir-kayip-daha/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/04/08/bir-kayip-daha/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2008 13:31:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/04/08/bir-kayip-daha/</guid>
		<description><![CDATA[mart biraz kayıplar ayı oldu bir açıdan benim için.. çok sevdiğim bir yazar ve yönetmeni kaybettim.. o kadar önemliler ki benim için.. hayatımı, zevklerimi ve büyük oranda birikimimi ve kişiliğimi etkileyen her insanın çok önemli bir yeri var bende.. ilk kaybım sir arthur c. clarke&#8217;dı.. ikincisi ise yönetmen, yazar ve yapımcı  anthony minghella..  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="left" style="width: 223px; height: 250px" src="http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/toronto/toronto_film_festival_2006_portrait_studio_photos/_group_photos/robin_wright_penn20.jpg" />mart biraz kayıplar ayı oldu bir açıdan benim için.. çok sevdiğim bir yazar ve yönetmeni kaybettim.. o kadar önemliler ki benim için.. hayatımı, zevklerimi ve büyük oranda birikimimi ve kişiliğimi etkileyen her insanın çok önemli bir yeri var bende.. ilk kaybım sir arthur c. clarke&#8217;dı.. ikincisi ise yönetmen, yazar ve yapımcı  <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0005237/">anthony minghella</a>..  the english patient deyince bir çok akıldaki &#8220;kim acaba &#8221; sorusu umarım çözülecektir.. çözülmediyse ne diyeyim., ayıp mı?</p>
<p>1954 doğumlu yönetmeni çok erken yitirdiğimizi düşünüyorum.. bu açıdan biraz da adaletsiz bir gidiş-gelişler silsilesi yaşadığımız.. &#8220;biraz daha yaşasaydı&#8221; dedirten o kadar çok insan var ki.. &#8220;ya da bir an önce gitse&#8221; dediğimiz.. ama bize kalmıyor işte.. bu da işin sitemi.. içimde kalmasın..</p>
<p>en son breaking and entering adlı filmini izlemiştim minghella&#8217;nın ve çok beğenmiştim.. fotoğrafta soldan sağa robin wright penn, jude law, minghella ve juliette binoche.. dahası derken <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/title/tt0874957/">the number1 ladies&#8217; detective agency</a>&#8216;i bitirdi ve el salladı bize.. en kısa zamanda izleyip ustayı anmak dileğiyle.. teşekkürler minghella, özleyeceğim..
</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/04/08/bir-kayip-daha/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
		<item>
		<title>başımız sağolsun..</title>
		<link>http://www.hakanerken.com/2008/04/08/basimiz-sagolsun/</link>
		<comments>http://www.hakanerken.com/2008/04/08/basimiz-sagolsun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2008 13:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hako</dc:creator>
		
	<category>Paylaşı-yorum</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hakanerken.com/2008/04/08/basimiz-sagolsun/</guid>
		<description><![CDATA[geçen ay bilimkurgu çok büyük bir yazarını kaybetti.. ilk duyduğumdan beri bu yazı aklımda, ama bir türlü fırsat bulup yazamadım.. okumayı hala hem zevk hem vazgeçilmez olarak gören herkesin, özellikle de bilimkurgu severlerin &#8220;olmazsa olmaz&#8221; yazarlardandı Arthur C. Clarke.. ne kadar yazarsam yazayım ustanın hakkını veremeyeceğimi biliyorum, ama yazmadan da duramıyorum..
1917 doğumlu sir ünvanlı Arthur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img width="168" height="227" align="left" src="http://astroprofspage.com/wp-content/uploads/2007/12/ACCportrait.jpg" />geçen ay bilimkurgu çok büyük bir yazarını kaybetti.. ilk duyduğumdan beri bu yazı aklımda, ama bir türlü fırsat bulup yazamadım.. okumayı hala hem zevk hem vazgeçilmez olarak gören herkesin, özellikle de bilimkurgu severlerin &#8220;olmazsa olmaz&#8221; yazarlardandı <a target="_blank" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arthur_C._Clarke">Arthur C. Clarke</a>.. ne kadar yazarsam yazayım ustanın hakkını veremeyeceğimi biliyorum, ama yazmadan da duramıyorum..</p>
<p class="MsoNormal">1917 doğumlu sir ünvanlı Arthur Charles Clarke, burada yazmakla bitmeyecek bir yazın birikintisine sahip.. bunların en bilineni kuşkusuz yazarın the sentinel isimli öyküsünden yola çıkarak biricik yönetmen <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0000040/">stanley kubrick</a>’le birlikte yazdıkları ve daha sonra da sinema tarihinin en ses getiren filmlerinden biri olan <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/title/tt0062622/">2001: a space odyssey</a>.. benim en sevdiğim bu üçlü seri dışında cennet çeşmesi ve david fincher yönetmenliğinde, morgan freeman oyunculuğuyla çekilmekte olan <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/title/tt0134933/">randezvous with rama</a> ( ki umarım diğer romanları da bu serinin filme çekilir ) yazarın en heves uyandıran yapıtları.. birbirinin devamı gibi olan bu kitapların arasındaki en ilgi çekici bağlantı ise 2010: the year we made the first contact kitabında geçen jüpiterin süpernova olarak patlayışıyla birlikte dünyaya düşen devasa elmas parçasının ( ki yüksek gaz basıncı altında olan Jüpiter çekirdeğininin tek parça dünya büyüklüğünde bir elmas olması olasılığı mevcut, henüz bilinmiyor ) the fountain of paradise romanındaki uzay asansörüne malzeme olması bana soracak olursanız.. böyle bir asansör yapımı için, dünyanın kendi eksenindeki dönüş hızına dayanabilecek bir malzeme gerekecektir düşünülürse.. bu da yalnızca elmas..</p>
<p class="MsoNormal">Pozitif bilim adına, evrenin sırlarıyla dolu satırlarla heyecan dolu maceralara dalmak için bire birdir clarke romanları.. ilk önce 2001: a space odyssey’i izleyin, sonra okumaya başlayın.. bu seri bitince the fountain of paradise.. daha sonra da rama serisi.. daha doğrusu bulabildiğiniz tüm Arthur c. Clarke romanlarını.. tanımayı kaçırdık.. satırlarında yaşayacak.. mutlu uyu sir clarke.. 19 mart 2008’de belki de rama’yla yeryüzünden ayrıldı.. şimdi nerede kim bilir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRSS>http://www.hakanerken.com/2008/04/08/basimiz-sagolsun/feed/</wfw:commentRSS>
		</item>
	</channel>
</rss>
