Hakan Erken

hayat memat meseleleri

Archive for the ‘Paylaşı-yorum’ Category

uzun aralar.. nedenler, niçinler..

Posted by Hako On Ocak - 7 - 2010

çok sordum kendime neden yazmadığımı.. saymadım ama bu sefer kaç ay olmuş en son yazdığımdan bu yana.. itiraf etmek belki rahatlatır beni, merak edenlerin de içini kemiren bir şeyler var ise (ki yoktur kimse sanmam), onların da içini bir nebze ferahlatır..

okudum yazdıklarımın bir çoğunu.. “şakacı adam” profili var genelde.. vazgeçilmez dostum Cem Şenses ile rastlantı icabı tespitinde bulunduğumuz bir unsur var aklımda şimdi: “şakacı adamın ciddiye alınması zor”.. ne kadar gerçekmiş.. halbuki şakacı adamlar bir çok şeyin derdini en çok hisseden adamlar ki şakaya vurmuşlar yazık” şeklinde de düşünülebilmeliydi bu durum.. ki benim durumumda bu geçerli.. ciddi olamıyorum, ciddi yazamıyorum çünkü gerçekliğin ucu zaten yeterince derindedir aslında emin olunuz.. yeterince canın yandığında yakınmanın bir faydası yoktur.. kanser hastalarında olur ölümün aşamaları hikayesi.. en son aşaması kabulleniş.. artık şakaya vurmaya başlarlar ölümlerini..

bir nevi her kötüye gidişin içimde başlattığı kanserlerin son aşamasına gelmişim demek ki iç dünyamda.. ki dilime vurmuş artık bu vurdumduymazlık, bu aldırmazlık, hayata-gezegene-insana-hayvana saygısızlık..

belki yapabileceğim son şey birilerini ölmeden önce gülümsetmek.. başka çare yoksa???

tozlanmış burası.. durun geldim..

Posted by Hako On Temmuz - 17 - 2009

zamansızlık değil aslında.. fazlası belki de yanı sıra.. kızan falan olur belki “nerede bu adam” diye.. bir de babam denk gelmiş gezinirken google falan oğlunun adıyla.. “fena değil, biraz agresif bazen ama” dedi diye havaya girdim.. hadi yine yazayım da agresif falan, bir okuyan olur elbet..

sanatsız kalan bir millet..

Posted by Hako On Aralık - 29 - 2008

ne kadarını kendisi söyledi, ne kadarı ise danışmaları tarafından yaratıldı ya da kaybından sonra dile getirildi bilmiyorum ama altında M.Kemal Atatürk imzası olan tespitlerin hepsi atasözü sıfatını fazlasıyla hak etmekte.. bir ölüyken dirilen memleketimizin yeniden soluk alabilmesi için Atatürk ne yaptıysa ve söylediyse o kadar doğru ki, yeniden gömmek için bu ülkenin topraklarını aynı karanlığa, o yapılanların ve söylenen sözlerin tersini yapmak yeterli oluyor.. sistemli olarak sanatsız ve güzel olana duyarsız hale getirilen insanımız bu kadar aptal ve kolay güdümlenir hale gelmesi de bunun en güzel ispatı..

bu topraklar üzerinde yaşadığım 37 yıllık hayatımın hiç bir döneminde son 5 yılda olduğu kadar duyarsız, bencil, tavırsız, şekliyle zıt, söylemleriyle zıt, misyonuyla zıt insanlar yığınını bir arada görmedim.. müzisyen olarak -fiziksel konum anlamında.. bkz. sahne birkaç santim yukarda olur- biraz daha yüksekten baktığımız insanımızın zaman içersinde değişen beklentilerini daha bariz gözleme şansımız olmakta.. müzisyen derken gerçekten tarzı ve tavrı olan, birikimli müzisyenlerden bahsediyorum.. eline gitar alıp, yaptığı işten habersiz, beyoğlu barlarında-kafelerinde şuursuzca bağıran, akortsuz patavatsızlar güruhu üzerlerine alınmasınlar.. çünkü kendileri müzisyen sıfatına yapılmış en büyük hakareti teşkil etmekteler ve bu sanata, ayrıca da bu sanatı icra eden asil meslektaşlarıma sürülen en büyük lekenin rengini taşımaktalar.. tenzi ediyorum onları..

bir şahsın artistik beklentileri ve beğenileri olabilmesi için belirli bir birikime ulaşmış olması şart.. bu mutlaka çok gezerek ya da çok mürekkep yalıyarak olmuyor.. yürek gözü görmeyi bilen herkes biraz olsun iyiyi güzeli ayırmayı bilecektir.. ama bunun için de başlangıç olarak kendini sevmeyi, şahsına ve çevresine saygı duymayı öğrenmelidir.. oysa ki son dönem izleyicisine baktığım zaman ben gördüğüm tek şey şu: çöplük.. ve ilginçtir ki en büyük saygısızlığı müzisyen, yine sanatla uğraşanlardan görmektedir.. yani beklenen en kötü şey olmuştur: bir ülkede sanatçı sıfatı alan insanlar, eğitmeleri gereken şuursuz, saygısız, terbiyesiz, bencil, dünyaya bakış açısından fakir, daha aklıma gelmeyen bir sürü fena edinimi belirten sıfatla donanmış bir kitle haline dönüşmüştür..

sahnede müzik yapılırken çıtını bile çıkarmayan, teşekkür eden müzisyene asıl biz teşekkür ederiz diyebilen bir can gürzap tanıyorken ben, sohbetleri ! yüzünden kendi söylediğimi bile -hoparlörün dibinde olmama rağmen- duyamadığım genç bir oyuncu güruhunun da farkında oluyorum ki bu ne büyük ayıptır.. işte eski ve yeni farkı ülkemizde.. ayrıca bunun tek bir gözleme dayanmadan söylenebiliyor olması da olayı daha büyük bir felaket haline getiriyor..

yapılan güzelliğe bu saygısızlığı yaratan kesin nedeni bilmemekle birlikte, seneler içersinde sanatçısının !, devletinin, eğitimcisinin, anne-babasının ve boşvermişliğin elele verdiği bu üstün çalışmayla kof bırakılmış çocuklar artık tüketici konumundalar ve her şeyin değerini belirlemekteler.. artık bu nedenle de geri dönüş çok zor.. kısa bir süre sonra kendi sanatı ve kültürü olmayan, yürekleri daha ışıltılı kültürlere aç ve açık olan bu insanların, tuzağa düşmesi o kadar kolay olacak ki, göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi el kapılarında ekmek dilenirken bulacağımız aşikar.. abartıyorum sanmayın, olanı ve olacak olanı söylüyorum..

sahip çıkacak hiç bir şeyimiz kalmıyor gün be gün.. aklımızı başımıza toplamanın zamanının geçmiş olmasından korkuyorum..

sırası gelmişken internette sansür hakkında..

Posted by Hako On Ağustos - 20 - 2008

aklım almıyor.. çünkü sansür, hakkı olmayanların erişimini engellerken, hakkı olanlarınkini de engelliyor.. “bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” ne demek ki.. türkçe bile yazılsa anlam veremiyorum ben.. biri bana mantıklı bir şekilde anlatabilir mi.. tamam katılıyorum çocuk pornosu ve benzeri sapkınlıklar evlerden uzak.. ama yaşını başını almış yetişkinlerin, aynı derecede yetişkinlerle eğlenebilme tercihleriyle oynama hakkını kim kime vermiş, neden bizim haberimiz yok..

şu youtube meselesi.. isteyen istediğini koymakta tabii ki serbest.. ayrıca gerçekten orada olmaması gerekenleri site kendi içinde zaten filtrelemekte.. ayrıca kimin youtube’daki bir karalama çabasıyla rengi az da olsa griye döner ki Ata’nın.. böyle bir şey olası mı.. O’na leke sürmek kimin haddi ki buna gülünüp geçilmesin..

koyarlar akıllarına geleni.. bakmazsınız olur biter.. ilgi göstermezsiniz.. sansürleyip rezil olmazsınız.. “işte bak biz demiştik barbar türkler” derler, eğer bu sansür salaklığından kurtulamazsak.. dokunuldukça büyür böyle şeyler.. elinizi sürmezseniz yitip giderler.. biz şu an elimize aldık evirip çeviriyoruz.. atmazsak bir an önce bir yerimize kaçacak.. hadi hayırlısı..

ha bir de şu otel motel falan gibi yerlerdeki sınırlamalara da son derece karşıyım.. koy personeline yasak, uymayanı kov, kim karışır.. ama elinde laptopı tatile çıkmış adama yasak mı.. lan harbiden çok komik.. bir de gerçekten sanıyorlar mı ki youtube’a kimse giremiyor.. hahahaha aaaaaaaaaaaaahahaha vallahi aaaaaahahahahaha..

öküzlük almış yürümüş..

Posted by Hako On Ağustos - 16 - 2008

fakat asıl o zavallıcıklar için üzülmekteyim ben.. doğaları gereği, insan olmanın getirdiği her şeyden dolayısıyla uzak olan bu hayvancıkların adlarının sıfat olarak kullanılması hep garip gelmiştir bana, ama dile yerleşmişlikleri nedeniyle de zaman zaman sıfat, zaman zaman da hakaret olarak cümle içersinde yer almaları kaçınılmaz olmuş..

yerli tasarımcı (!) ürünü ve en ince dikişine kadar fason kokan chikago bulls ( evet chikago, chicago değil ) tişörtleriyle caddelerimizde gezenlerden mi başlasam ilk önce.. e adam zaten fotoğrafını koymuş tişörtüne alameti farika olarak.. iki koca boynuz kırmızı kırmızı sırıtmakta oradan.. pek bir şey beklenemeyecek bir şahıs kendisi.. yanı sıra hayvanın değil insanın cahilinden gelir zarar.. hayvanın cahili de var mı tartışılır, ama insanın kesin var..

en çok takıldığım konuysa şu son zamanlarda erkeklerimizde sıkça görülmeye başlanan kafa tokuşturma olayı.. “koçuz biz bee” demekse eğer bu, olmasa da olur.. “koçluk boynuzda olsaydı pezevenklerle yarışamazdık erkeklik konusunda” diye düşündüm birden.. yine de boynuzlu bütün hayvancıkları düşünmeye çalıştım, hiç bir boynuz bana gönül rahatlatıcı gelmedi.. öküz; ı-ıh.. koç; baştan elemiştik.. geyik; muhabbeti kötü.. aslan; yok, onun yelesi var boynuzu yok.. geçmişten gelen imgelerden kurt; onda da boynuz yok ki hani ideolojiye bağlayalım işi..

selamlaşırken birbirinizi boynuzlamaktan vazgeçin beyler.. zira dilimizdeki anlamları boynuz kelimesinin hiç hoş değil, mazallah.. madem bir hayvan seçeceğiz kendimize, hadi milli sembolümüzü seçelim; kurt.. şimdi herkes sokağa çıkıp karşılaştığı arkadaşlarını ısırmaya başlasın..

tüfek, mikrop, çelik..

Posted by Hako On Ağustos - 13 - 2008

okuyanlar bilirler; sayın jared diamond‘un aynı adla national geographic’de de yayınlanan belgeseline kaynak olan kitabını.. yeryüzünün farklı coğrafyalarında farklı kültürlerin neden daha üstün ya da geri kalmış olduklarını tarihsel döngü içinde anla-t-maya çalışan güzel bir incelemeydi.. okumayanlar da geride kalmasınlar..

sahne güzel bir yer.. biraz yukarıda olmasının da avantajı sanırım.. görmek ve değerlendirmek adına hoş bir avantaj bu.. bir kez daha farklı kültürler arasındaki müziğe bakış ve saygı duyuş farkına dikkatim çekilince istemsiz bir şekilde, siz de gelin istedim.. bu arada bu farklılığın sayın diamond’un kitabındaki bilim ve teknoloji farklılıkları ile ne kadar bağdaştığı sorusu gelsede aklınıza ilişki büyük.. büyük oranda aynı nedenler aslında.. tabii kültür politikalarıyla eksiye doğru manipüle edilen insanımızın da suçu nereye kadardır o da tartışılır.. aslında “birazcık da olsa bir şeylerin farkında olan, soran sorgulayan insanlarla aynı ülkede yaşıyorlar, peki nerden geliyor bu kadar umarsızlık” diye düşünüp kızmıyor da değilim..yani bahsi geçen kitaptaki gibi, farklı coğrafya, kültürel miras falan demeyin bana konu kültür olunca.. “neden kızılderililer avrupayı fethetmedi” sorusuna verilecek yanıtlarla aynı aslında yanıtlar.. çok önemli yer, zaman, nerde büyüdüğün şarkılar, şiirler, filmler söz konusu olunca.. ama biraz sonra değineceğim üzere kendi içersinde de akla zarar bir insanımız olunca işler karışıyor biraz..
şimdi iki tür dinleyici var elimde.. birisi daha önce canlı müzik dinleme adabı içeriğiyle yazdığım bir yazımda yer alan ve hala da -ne yazık ki- varolmaya devam eden dinleyici -ki üzülerek söylüyorum bunlar kendi vatandaşlarımız-, diğeri de ilgiyle dinleyen, istek yaparken arayı kollayan, ya da bizzat gelip “repertuarınızdan bir şarkı seçebilir miyim” diye soran -dikkat; kendisi kafasına göre istemiyor-, eşiyle birlikte “çalınan şarkı kimin şarkısıydı”, “coverını kim, orjinalini kim söylüyordu” gibisinden iddialara giren dinleyici.. yine üzülerek belirteyim bu da yabancı misafirlerimiz..

tabii ki yılların verdiği birikim, o kültürün içinde yetişmişlik falan filan gibi faktörler var işin içinde, bırakalım şu gavur işi müzikleri, tabii ki bilecek adam kendi müziğini değil mi.. tamam, “aslımıza dönelim, türkçe şarkılar çal o zaman” diyen şuursuz vatansever kitleye biraz lafım olsun bahanesiyle.. birincisi çok denedim türkçe çalmayı.. iyi müzik türkçe de olsa iyi tepki alamıyor burası kesin.. ya da yunanca çalsanız daha talep görüyor.. hani sözleri anlamıyordunuz ingilizce olunca.. ülkemde yunanca artık okullarda mı okutuluyor da herkes biliyor, benim neden haberim yok.. bu arada geçen akşam ilginç bir istekle karşılaştım laf aramızda.. bir vatandaşım sordu eğilip: “istek yapabiliyor muyuz?”.. süper ne güzel bak soruyor.. en azından bilmiyorsam bile “ne yapalım kader” diyebilecek, “nasıl çalmazsın lan” diyebilemeyecek birisi gibi görüntüsü.. ama gaf daha büyük; “hareketli bir şeyler”.. “şarkı adı” diyorum, “ben şarkı adı bilmem” diyor.. peki o zaman neden müzik dinlemek istiyorsun..

“müzik dinleyebilmek için adını bilmek mi gerekir” diyenlere hemen bir kaç lafım olur, hiç sorun değil.. evet bilmek zorundasınız.. kendinizi ifade ettiğiniz her şeyin adını, nerden geldiğini, nasıl olduğunu, kimlerin emeği olduğunu bilmelisiniz ki sizin için daha anlamlı olsunlar.. daha size ait olabilsinler.. arkadaşlarınızın adı nasıl sizin için çok önemliyse, sevdiğiniz bir şarkının adı da aynı derecede önemlidir.. çünkü sizi anlatır, dilinizi konuşur.. biriktirmek insanın kısacık yaşamında yapabileceği en güzel şeydir.. şarkı, şiir, renk, emek, sevgi ve onu anlatan her şeyden biriktirmek bizi insan yapan, yarınlarda da adınızın anılmasını sağlayacak yegane şeydir.. biriktirdiğiniz kadarını verebilirsiniz çünkü.. şarkıların adını bilmezseniz, çocuklarınıza anlatacak hikayeniz olmaz.. “annenle ilk dansımızı hareketli bir şeyde ettik”.. “seni yaparken yatak odamızda slow bir şeyler çalıyordu”.. peki çocuğunuzun adı ne “yaramaz bir şey” mi.. sadece sıfatlarla mı yaşıyorsunuz.. sizin adınız ne..
adı olmayan şeyler varsa hayatınızda, adınız çabuk unutulur.. komik gelebilir size bu ama evet, şarkılarla başlıyor her şey.. eğer adını bilmediğiniz hareketli şarkılardan medet umacaksanız işimiz var sizinle dinleyici.. benimle savaşamayacak kadar bilgisiz oldukça siz ilginçtir ben kaybediyorum.. yıkılıyor, paramparça oluyorum.. her adı bilinmeyen şarkıyla canım yanıyor..

adı olmayan şeyler varsa hayatınızda hala ve olacaksa, ben sizinle boşa konuşuyorum..

canlı müzik dinleyici adabı..

Posted by Hako On Temmuz - 10 - 2008

bilmezsiniz tabii.. ben daha bileni görmedim 20 senedir sahneden.. hani görsem bile iki gece üstüste gelmedi.. en sık rastlanan davranışlar listesi aşağıdadır.. bilginize..

1- “cep telefonuyla konuşuyorum dur şarkıya başlama” el işareti.. bu hareket her zaman bir numaramda, biline.. hangi hakla.. hangi haklaaaaaaaaaa.. ne diyeyim ki sana şimdi cahilcik..

2- “türkçe hareketli bişey yok mu” sorusunun sahibi dinleyici kitlesi.. fakat türkçe hareketli şeyler yerine yunanca çalınınca durumdan şikayetçi olmayan da aynı kitledir, dikkatinize.. türkçe mi bilmiyorsunuz.. bunu yerine “kapı açıp kapatı ben gıcırtıya eller havaya yapcam” deseler işimiz daha kolay olmaz mı.. “yok valla repertuarda” der kurtuluruz..

3- istekte bulunan, istediği şarkıyı ise dinlemeyen dinleyici kitlesi.. sonucu olan cümleyi yazacağım, hala anlamayanlar olacaktır.. çünkü bu kitleden insanların da bu yazıyı okuma olasılığı ve “ay bu müzisyenler de kendini ne sanıyor” diyecek olmaları olasılığı mevcut.. hemen söyliim sonuç cümleyi; “dinlemeyeceksen isteme”.. ha bir de; o kitle bu tavırlarla ne olduğunu sanıyorsa biz müzisyenler de aynı şey sanıyoruz kendimizi..

4- “sesim müzikten daha çok çıksın” kitlesi.. hoparlör sesi yükseldikçe daha da bağırabilen, wattajı meçhul insanlar topluluğu.. her yerde farkedilmeseler bir yerleri eksilen arkadaşlarımız.. popüler kültürün popüler süprüntüleri.. kendisi de dahil hiç bir şeye saygısı olmayan cücükler.. pisicikler, piscikler..

5- müziği kendi verdiği adlarla kategorize eden kitle.. “abi yaz repertuarınızda neler var”.. yaz mı, nası yani.. “süper abi, harika doğum günü müziği yaptınız”.. doğum günü şarkısı değil ama sadece.. komple set doğum günü müziğiymiş.. oysa ben politik özü olan şeyler de çaldım.. “haftasonu repertuarı”.. o ne ki.. ben neden bilmiyorum.. asansör müziği, yemek müziği, dans müziği.. ooffffff..

6- tam başlamak üzeresinizdir setinize, bir kablo ya da beklenmedik başka bir unsurda bir arıza mevcuttur.. onunla uğraşmaya başlarsınız.. zaten gecikmeden dolayı rahatsız ve huzursuzsunuzdur.. tam önünüzdeki şahsiyet “hadi hemşehrim çal bişeyler” der.. “beyefendi kablo bozuk bir saniye” cevabınıza rağmen yanıtlar beyefendi (!) : “olsun sen çal”.. “lan gerizekalı nasıl çalayım arızalı kabloyla” demek ister her müzisyen ama yapamazsınız.. çünkü “canlı müzik dinleyebilen hayvan her zaman haklıdır” gibi bir anlayış mevcut..

7- istekte bile bulunmuştur eleman.. isteği çalınmıştır hatta.. ama sıra kalkmaya gelince mekandan, şarkı arası bile beklenmeden, büyük bir tevazu ile isteğini çalan müzisyene kıçını dönerek çıkar söz konusu kişi.. terbiyesizliğin büyüklüğüne bak hele.. demek ki aynı şekilde adam yerine koymayıp, isteğini çalmamak lazımmış.. oysa ki, mekan terkedilirken en azından bir baş selamıyla müzisyenle göz göze verilen bir reverans ne kadar kıymetlidir ve yüzünüzün unutulmamasını sağlayacaktır.. bir dahaki girişinizde mekana, sevdiğiniz şarkıyla karşılanma olasılığını tek elden tepmiş bulunmaktasınız artık.. geçmiş olsun.. sizi tüm gece şarkılarıyla eğlendiren, yanınızdaki hatuna yaklaşma fırsayı sağlayan, isteğinizi bile mantıklıysa yerine getiren bu güzel insana daha iyi davranın tamam mı ciğerim..

kısaca saygı kelimesinin anlamının eksikliğinden ötürü aslında kızmamamız gereken insanlar insancıklar.. ya da izleyiciyle gerçekten gerekmediği oranda yüz göz olan şarkıcı müzisyen takımı.. ki aslında bu yakınlığın biraz da nedeni onlar.. sahne zeminde bile olsa, üzerindeki müzisyen onu herkesten birkaç santim yukarıda tutabilecekken, biraz daha farkında olalım sayın meslekdaşlarım ne olduğumuzun..

herkesin imrenerek baktığı bir yerde duruyoruz.. orda kalabilmek adına yani.. biraz daha asalet..

dinleyiciye ise sözüm şu.. çalınanı dinlersiniz.. beğenmeyenler için her çeşit müzik yapan yer mevcut.. çalınan repertuar ve tür mekanın ya da müzisyenin tercihidir.. sen geldin oturdun diye değişmez..

aaahahaha.. hahahaha.. haha..

Posted by Hako On Temmuz - 5 - 2008

ıssız bir adaya düşsem yanıma alacağım 3 şey ne mi olurdu.. kate, claire ve sun.. aaaaaaaahahaha, haha, hahahahaha.. ay ölcem gülmekten..

anlamayadıklarım..

Posted by Hako On Temmuz - 4 - 2008

bazen karşımıza çıkıyorlar.. bakınca en az iki neden geliyor aklımıza.. ama hangisi bilemiyoruz.. sorularıma soru eklemek isteyenleri ya da yanıtları olanları bekler, sevgiler sunarım..

anlayamadığım şeyler no:1
facebook, yonja, hi5 ve türevi, çöpçatan ağırlıklı sitelerde herhangi bir profil sööörç yaptığınızda karşınıza çıkan ilginç bir durumdur.. female seçeneğiyle arama yaptığınızda karşınıza gayet male, saçlı sakallı adamlar çıkar.. ya üyelik kaydı yapılırken ingilizce bilmeyen şahsiyet male-female seçeneğini yanlış işaretlemiştir, ya da kendisi eşcinseldir.. bu durumda iki çözüm önerim olacak: birincisi, cinsiyet seçiminin daha farklı şekilde gerçekleştirilmesi.. görsel örneğin; erkek için cıvata, kadın için somun gibi.. ya da direk pipi-kuku seçenekleri daha mı iyi olur ki.. neden bu kadar hor gördüğümü merak edenler şunu düşünsünler; uluslararası terimlerle ya da ingilizce ağırlığıyla bilinen bilgi ağına sırf eli çükünde hatun peşine giren abazacıkların, bu uğraşın içine en azından temel terminolojiyi çıkaracak kadar ingilizce bilmeleri gerektiğini de katmalarını beklemek ne kadar hayalperestliktir.. madem yapıyorsun cahil cesareti olmasın değil mi..

ikincisi ise kayıtlı web kullanıcısı uygulamasının yaygınlaştırılması ve bu kayıtların en azından “yes I’m a student” ya da “this is an apple” demeyi bilen isanlar seviyesinde tutulması.. “mr and miss brown went to the movies last night”dan geçtim.. gerekli minimum seviye belirlendikten sonra sadece bu seviye üstü insanların surf yapmasına izin verilmesini destekleyen ve sağlayacak olan herhangi bir uygulamayı şiddetle destekliyorum.. hepimizin iyiliği için internet faşizmine evet.. her yeri kirlettiler nete de el atmasınlar..
anlayamadıklarım devam edecek..

kimi sevsek, kimi sevmesek..

Posted by Hako On Temmuz - 3 - 2008

keşke kurtarmasaydı memleketi Atatürk.. istemedim şimdi ben de.. otursaydı, paylaşsalardı italyanı, ingilizi falan.. O’na neydi ki.. nasıl olsa takdir edilmeyecekti yapılanlar, fedakarlıklar, ölenler, yarım kalanlar.. nasıl olsa yerde kalacaktı onca yiğidin kanı, analar ağlasındı kimin umrundaydı ki..

istemedim evet.. nedeni basit; bana armağan edilen özgürlüğün, bağımsızlığın, başı dik durabilmenin tadı o kadar derindeki, şimdi sağımın solumun kurcalanması bana büyük acı veriyor.. koca memleketi yiye yiye bitiremeyen asalakların dişleri her battığında bu toprağa benim canım yanıyor.. kurtarmasaydı memleketi Ata bilmeyecektim, her gün acıdan ölmeyecektim..

hiç dokunmasaydı Ata.. memleketin anaları bacıları ingiliz, italyan orospusu olurken elini oynatmasaydı keşke.. o zaman piç olurduk, derdimiz olmazdı.. piç diyene güler geçerdik, sesimiz çıkmasa da zorumuza gitmezdi.. kurtarmasaydı memleketi Ata bilmeyecektim, her gün yeniden biçilmeyecektim..

bu nedenle yanlış yaptı Ata.. ellemeyecekti.. bunların anaları, bacıları delik deşik olacaktı.. adı sanı olmayan atalar doğuracaklardı bu memlekete.. Ata’yı sevmeyenlerin ataları hiç olacaktı..

şimdi Ata’yı sevmeyenler kendi köklerine, kendi özlerine yaptıkları ihanetin farkındalar mı acaba.. Ata olmasaydı asla sahip olamayacakları bir kimliğin alışkanlıklarını sürdüremeyeceklerinin ne kadar farkındalar.. ingiliz sömürgesi olsaydık rahatça dinini yerine getirecekmiş birileri.. hangi din olacaktı o zaman yerine getirdiği..

allahım sen akıl ver bunlara.. inandıkları kadar gerçeksen eğer..

VIDEO

ETİKET

avatar

WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.

Hakkımda

1971′den beri yoldayım.. ciddi kaza geçirmedim, ufak tefek sıyrıklarla geldik buraya kadar.. “gönül insanıyımdır” iddiam yok, olana da pek inanmam.. sahteliklerin etiketlerle gizlenmesine karşıyım. “insan olmanın salaklıklarını büyük bir zevkle yerine getirir, kendime dert de etmem” diyen herkesle işim olur.. tersiyle görüşmeyelim..

Twitter

    Fotoğraflar

    MPE8139220071002_99_392010britain_2_100816