Hakan Erken

hayat memat meseleleri

Archive for Temmuz, 2007

buck rogers in the 25th century..

Posted by Hako On Temmuz - 18 - 2007

kaptan william “buck” rogers 1987 yılında NASA’nın derin uzay projelerinden birinde görevdeyken, bir foton fortınasına yakalanır ve gemisi arızalanır.. uzay ve zamanda kaybolan ve boşluğun son derece düşük ısısında bozulmadan korunan rogers, kendini 2491 yılının dünyasında bulur ve hadiseler başlar..

70′lerin sonu 80′lerin başı kült dizisi buck rogers in the 25th century geldi geçen gün aklıma.. bir bakayım dedim acaba torrent bulmak olası mıdır.. öyleymiş vallahi, aklıma dahi gelmezdi ki baktım 1 haftada inmiş 12.5 GB.. şahane..

açılış jeneriği beni ta çocukluğuma götürdü.. 1979-1981 arası çekilmiş dizi.. başrollerde gil gerard ve güzeller güzeli erin grey var.. kötü prenses ardala pamela hensley tarafından canlandırılmış.. buck’ın biricik aprantisi twikky’nin içinde ise felix silla var.. kötü adam kane ise en kötülerden biri tarafından, henry silva amca tarafından canlandırılmakta..

dizinin oyuncu kadrosunda, farklı bölümlerde peter graves ( görevimiz tehlike ), jamie lee curtis ve cesar romero ( ilk batman ) yer almış.. hafife alınacak durum değil kısaca..
dizinin yaratıcısı glen a. larson ise bizde de gösterilen 6 milyon dolarlık adam ( ki başrolünde unutulmaz lee majors ve britt ekland vardı ) ve savaş yıldızı galaktika’nın da yaratıcısı..

siz siz olun bulun, bana yazın ben çekeyim göndereyim.. ama daha öncesinde buck rogers’ı masaüstünüze bi koyun, gözünüz gönlünüz açılsın..

children of men..

Posted by Hako On Temmuz - 10 - 2007

“Sürekli patlamaların yaşandığı, merkezi otoritenin insanları kaba kuvvet kullanarak denetlemeye çalıştığı, insanların bireysel özgürlüklerinin sınırlandığı, mültecilerin sokak hayvanları gibi kafeslerde tutulduğu, iyinin ve kötünün ayırt edilemediği, dumanlı ve karanlık bir gökyüzünün hiç eksik olmadığı kaotik bir dünyada geçiyor, Children of Men. P.D. James’in aynı isimli romanından uyarlanan Children of Men, okuduğum kadarıyla romana göre daha iyimsermiş. Diğer filmlerinde de sürekli olumlu bir bakış açısına sahip olan Cuaron’un bu romana da iyimser bir bakış açısı taşıması şaşırtıcı değil. Kadınların kısırlaşarak yeni çocuk dünyaya getiremediği ve insanlığın umudu olan çocukların varlığının bile unutulduğu, umutsuzluğa sürüklenen bir dünyada, yönetmen yine de bir mucize yaratarak insanları etrafında birleştiriyor. Doğal afetler, salgın hastalıklar, savaşlar, ideolojik çatışmalar gibi daha bir sürü soruna rağmen, insanlığın aslında bütün bunların üstesinden gelebileceğini gösteriyor. İlk tahlil de bu iyimser ve romantik bir bakış açısı olarak algılanabilir. Fakat yönetmen yarattığı karanlık ve kaotik atmosferle ana fikrini alt metne gizlemeyi başarıyor.” demiş divxplanet.com editörlerinden biri..

alıntıyla başlamak iyi geldi aslında.. bazen herhangi birşey hakkında söyleyecek şeyleri bulmak ya da bulmaya başlamanın zorluğunu kolaylaştıran bir yöntem şu alıntı işi.. ama sık yapmamalı..

ses-görüntü düzleminde heyecan ve gerilim yaratmak zor iş değil artık.. oldukça sinir bozucu, iğrendirici ve rahatsız edici sahnelerin ortaya konulması çocuk oyuncağı.. bu nedenledir ki yönetim-oyunculuk düzleminde katıksız heyecan ve gerilim yaratabilen ustalara bir o kadar daha fazla saygı duymakta fayda var..

iyi bir yönetmen alfonso cuaron.. harry potter and the prisoner of azkaban‘la değerlendirenler yanılırlar.. kaldı ki hikaye dizisi karanlık bir hal almaya başlayınca gereksinim duyulmuş kendisine; diğer filmlere nazaran daha kasvetli ve gaddar bir filmdir prisoner of azkaban.. children of men de bir açıdan bakılınca film noir sayılabilir.. hatta bir çok açıdan.. ağır ve kasvetli bir gelecek filmdeki.. 18 yaşında, sırf dünyanın en genç insanı olma ünvanıyla şımarmış bir genç imza isteyen hayranının yüzüne tükürünce öldürülür, tüm dünya ağlar.. 18 yıldır çocuk doğmamıştır.. kadınlar hamile kalamamaktadır.. ( konu üzerine michael cane’in oynadığı karakter jasper’ın bir fıkrası var ki duyulmaya değer )..

clive owen‘ı seviyorum.. düz, duru, fazla şişmeyi sevmeyen bir oyunu var.. closer‘da da bayılmıştım.. bond adayı olunca daniel craig‘le clive’ı yarıştırmıştım kafamda hep.. diğerleri dikkatimi bile çekmemişti.. burda da theo faron’un ve karakterin iç çatışmalarının üstesinden oldukça iyi gelmiş.. hep olduğu gibi katıksız bencillikten kendini fedaya varan bir yolculuk yine theo’nunki; insanlığa yepyeni umutlar verecek olan hamile bir kadın ve o’nun bebeğini yaşamı pahasına koruma göreviyle..

julianne moore demeyin bana eleştirmeyeceğim bile.. başka kadın oyuncu yok sanki..

michael caine ise her dakika diyebilirsiniz.. o kadar söyleyeyim.. kaç tane kaldı öyle oyuncu..

iki şey var filmin olağanüstülüğü hakkında dikkat çekmek istediğim; birincisi filmin finaline yakın şehir sokaklarında ve bina içlerinde geçen çatışmalardaki , nerdeyse bambaşka bir film olabilecek kadar uzun tek plan çekim ( cuaron’a alkış ) ve doğan bebeğin sesi sokakları tutunca kesilen çatışma-sağlanan huzurun ilk kurşunla nasıl yine eski haline geldiğinin vurgulanması ( hep aynı pohuz, vurmayın kapıyı boşa evde yokuz göndermesi kanımca )..

gerisi dört dörtlük seyirlik.. patlamalı, uzay gemili, yaratıklı bilim kurgu arayanlar başka kapıya..

barış akarsu..

Posted by Hako On Temmuz - 5 - 2007

“öldü” dediler birkaç gün önce.. inanmak istemesek de yazdık yazıyı.. sonra “ölmedi, yanlış haber” dediler, sevinsek de içimizde korku bıraktı..

çok dayanamadı, bugün kaybettik.. durumunun kötü olduğunu telkiniyle ve “yaşasaydı bile çalamayacak, söyleyemeyecekti belki” düşüncesiyle avunuyoruz.. zaten ölmekten kötü olacaktı; barış’ı içimizdeki müzisyene bakarak düşündüğümüzde.. ellerimden daha kolay kellemi almak örneğin.. olmasaydı keşke.. huzur içinde uyusun..

barış akarsu..

Posted by Hako On Temmuz - 3 - 2007

delikanlı pop-star olur.. tanınır bilinir.. düşük ratingli bir dizi ve artık satmayan albümler; unutulmaya başlanır.. trafik kazası yapar, bu dünyadan göçer.. hatırlanır..

askeri bir radyoda yaptım askerliğimi.. çalamazdık herşeyi.. yasaklar vardı, sınırlar vardı.. cem karaca bunlardan biriydi.. ama ıslak ıslak çalmak, dinlettirmek isterdim ben zaman zaman.. amacımız iyi-güzel-doğru üçgenindekiler değil miydi psikolojik harekat kapsamında.. barış gelirdi, sayesinde dinlerdik.. şarkı yasak değildi çünkü.. aşktı, sevdaydı; neyi yasaklanacaktı.. cem yasaktı..

barış‘la geçmişim budur.. adıyla seslenme cüretini gösteriyorum çünkü meslekdaşız.. dinleyici-şarkıcı olarak pek bir şey paylaşmadık.. çok da tarzım değildir.. ama yaptığı iş belli bir arkadaştı.. kenarda durur, işini yapar, maymun olmazdı hiç.. hatırlamasam da adını her zaman, duyduğumda laf etmezdim arkasından önünden.. barış’tı işte.. sonuçta benim ıslak ıslak krizlerimin devasıydı..

kaybettik sonra.. genç adam; yazıktır herkese olduğu kadar.. ona da yazıktır.. seveni vardı şüphesiz; dedim ya, işini yapardı..

şimdiyse heryerde şarkıları.. kanmayın ne olur.. şimdiye kadar almadıysanız, şimdiden sonra da almayın albümünü.. ölüm tüccarı olmayın.. şarkı söylediği için sevdiyseniz ve aldıysanız bir zamanlar, paylaşın.. ama kimseyi ölünce hatırlamayın.. sahtekar olmayın, leşçilere para kazandırmayın..

barış’ın artık sattığıyla ilgisi kalmadı.. hatırlanmaya ihtiyacı var.. ama öldü diye albümünü alıp, bir kere bile dinlemeyecek olanlar tarafından değil.. gerçekten barışsız olamayacaklar tarafından..

VIDEO

ETİKET

avatar

WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.

Hakkımda

1971′den beri yoldayım.. ciddi kaza geçirmedim, ufak tefek sıyrıklarla geldik buraya kadar.. “gönül insanıyımdır” iddiam yok, olana da pek inanmam.. sahteliklerin etiketlerle gizlenmesine karşıyım. “insan olmanın salaklıklarını büyük bir zevkle yerine getirir, kendime dert de etmem” diyen herkesle işim olur.. tersiyle görüşmeyelim..

Twitter

    Fotoğraflar

    alien20100906_504DSC_5642copyBurning Man 2010