en yakın olduklarınızın bile size yaptığınız iş aracılığıyla saygı duymasını başarabiliyorsanız ve hem size yakın, hem de müzisyen olanların beğenisini kazanmayı becerebiliyorsanız elinizi sıkılmasının zamanı gelmiş demektir.. bu zaman feridun için çoktan geçilmiştir bile..
tını’nın idari bilimler çamlığı’nda yağmur ve gamlı için bir araya gelişinden bu yana 18 sene geçti.. bir gitar kutusunda ritm tutmaya çalışıyordum o zamanlar emrah ve gürhan gitar, feridun’sa mızıka çalarken.. uzun zaman önce gibiydi-değildi sanki.. feridunla şarkı yazmak da güzeldir, yazdıklarını çalmak da.. her iki anlamda da çalmak deyince; sahnede seslendirmek enstrümanla.. ya da arabasının torpido gözündeki karalama defterinden adı sevda’nın sözlerini çalmak.. okuyup çok beğendiğim o sözleri bana vermemişti çünkü bestelemem için.. kendisi besteleyecekti.. ama çaldım ve besteledim.. sonra uzun uzun feridun düzağaç’ın açılışı oldu adı sevda..
beni rahatta dinleyin ve köprüden önce son çıkışta aranjör, basgitarist ve diğer gitarlarda performist olarak yer aldım.. ama içinde olduğum projelerden bile ayıramadım feridun’un diğer albümlerini, hepsi bir başkaydı.. hep dinleyici alçakgönüllülüğüyle alıp, derin saygımla imzalattım.. artık bir çok dinleyicide ya da “koyu hayranım” diyebilen bir çok insanda bulunmayan bir saygıyla.. yüzüm kızarır, konuşmaya cesaret edemem bazen feridun’la.. çünkü o düzağaç’tır.. içimden şehirler geçiyor’u, paranoya’yı o yazmıştır.. adı sevda’yı ellerim titriyor çaldıp bitirdikten sonra gözleri dolu “tamam ben bestelemekten vazgeçtim, budur” demiştir, yüreğime su serpmiştir.. feridun’la geçirdiğim 18 senelik gönül kardeşliğimden sonra bile O’un karşısında duruşumun daha bir çok kişiye haddini bilme ve kıymet verme anlayışı konusunda örnek olması dileğiyle yeni albümünü kutluyorum..
herşeyden önce feridun, türkçe sözlü müziğin en büyük söz yazarlarından biri.. bunu tartışmaya bile açacak adamın çok dikkatli ve donanımlı olması gerekir ki feridun’un sözlerini feridun’la, feridun’un çevresindeki müzisyenleriyle, arkadaşlarıyla ya da benimle tartışacak olursanız gerekli donanım daha da artacaktır.. bu da had bilme konusunu yine gündeme getirmekte naçizane.. had bilme konusuna bu kadar takılmamın nedeni sahnedekinin ve sahnede olmayanın arasındaki farkların ve çizginin iyice bilindiği bir zamandan geliyor olmamdır.. en basit haliyle mikrofon karaoke barlarda müzisyen olmayana verilir der konuyu kaparım..
sözlerden sonra işin müzikal alt ve üst yapısı konusu gelir.. bu seviyede de feridun türkiye’de dalının en iyi müzisyenleriyle çalışır ve uzun zamandır birlikte olduğu sahne arkadaşları feridun’un neyi nerede istediğini feridun’dan önce bilip, gereğini yerine getirirler.. taner keleş, okan ulusoy, oya erkaya, mert alkaya, ata akdağ, nazlı başak..
uykusuza masallar uzun ve sancılı bir süreç sonucu elde edilmiş kıymetli bir ürün.. bir önceki temaca zengin albümün ticari kaybından sonra, feridun’un eğlencelik mi yoksa düşüncelik mi seçimi zorunda kalışı kadar sancılı bir süreç bu hem de.. son aşamada ise zaten olacak olan oldu ve düşünceyi seçti feridun.. minnettarım..
yıllardır aynı sahnede olduğu müzisyenlerle çalışınca, artık daha doğru ve sahne için albümle aynı sesleri taşıyan bir prodüksiyon çıkmış ortaya.. evinizde dinlediğinizle, sahnede canlı dinleyeceğiniz sesler arasında bir fark duymayacaksınız, her şarkı size tanıdık gelecek konserlerde.. bu anlamda da sahiplenmesi kolay ve keyifli bir albüm uykusuza masallar.. benim için albümde öne çıkan şarkılar funky ve kıpır kıpır haliyle ardından, synthysizer sesleri çok beğendiğim, efektli gitarlarıya biraz noir, ama güzel ballad beni bırakma ( özellikle sürpriz klibiyle kazınacak akıllarınıza, biliyor olmak büyük keyif ama kimseye söylemeyeceğim ), riiçarçıbıl pil tadında çok geç, can alper işi seksi introsuyla söz ver.. bir de öne çıkmakla kalmayıp, benim dinlediğim yerli yabancı en güzel şarkılardan biri olan yeniköy.. girişteki boğaz-boğaz işine takılmış olsam da dinledikçe içimi dağıtan bir yeniköy.. boğazları unutturan yeniköy.. bildiğim herşeyi unutturan yeniköy.. bildiğim feridun’u unutturan yeniköy.. ezberlediğim feridun’u hatırlatan yeniköy.. bu yazıyı yazarken dinlediğim yeniköy.. dinlemediyseniz hayatınız eksik yeniköy..
daha ne diyeyim feridun.. uykusuza masalları da imzalar mısın.. 2 gecedir uykusuzum..
1964 new york doğumlu genç bir yönetmen 

yine aynı uyarı.. filmi izlememiş olanlar bu yazıyı okumasınlar..
karısına göz koyan hakimin yanlış suçlamalarla evinden çok uzakta bir hapishaneye tıkılan benjamin barker, kimlik değiştirerek intikam almak için geri döner.. o artık sweeney todd’dur.. evi londra’nın en kötü etli pidelerini yapan bayan lovett’in dükkanı olmuştur.. bayan lovett ona karısının hakimin tecavüzünden sonra kendisini zehirlediğini ve todd’un kızını da hakimin kendi evine hapsettiğini öğrenir.. bu arada todd’un eve dönüş yolundaki arkadaşı genç anthony, todd’un kızına kimin kızı olduğunu bilmeden aşık olur ve hakimle başını derde sokar.. bunlar üzerine eski evinin üst katındaki berber dükkanını yeniden işletmeye açar barker.. ama bu kez yeni adıyla ve daha farklı amaçlar için.. bu arada bayan lovett’la da öldürdüğü insanlardan etli pide yapma konusunda anlaşıp intikamları gizlemek ve üst tabakadakilerden aldıkları etlerle alttaki insanları doyurmak konusunda amacı iyi(!) olan bir anlaşma yapar.. yeni etli pideler oldukça tutulur.. ama içerde şeytanı bir şeylerin döndüğünün farkında olan cüzzamlı kadın işleri bozacaktır.. eh bu kadına da dikkat.. daha ne diyeyim artık..
Dikkat: bu yazı henüz filmi izlememiş olanlar için tavsiye edilmez..
yahu bu çok komik.. foto yani.. memur kıraç ve anarşist yvngwie..adını söyleyebilsem belki severdim bu gitarcıyı da o ayrı konu.. proje zaten komik.. hani bu son zamanlarda yapılan ortaokul- dereceli-zeka, heyecanlı-devrimci-projelerden biri daha.. “hadi türküleri batı altyapılı çalalım”.. ya da “batı parçaları bizim altyapılarla ne dersiniz” türünden.. sentez ve soytarılık kelimelerini nasıl birleştirip bir kelime sentezlesem bilemedim..

bir de dan’in bacağı için söylediği replik unutulmaz.. hükümete göndermedir, bakınız: “they paid me to walk away, so they could walk away..” yani “bana parayı yürüyebileyim diye verdiler ki onlar bu işte paçayı sıyırabilsin.. ” anarşist bir film biraz yani.. 1957 çevriminde ki o dönem, aslında her dönem yoğun amerikan milliyetçiliği içersinde kolay olmayan söylemler bunlar..
Aslında her yıl aynı dert.. tüm sezon boyunca heyecanla yapılan takipler, izlenen güzel filmler.. “kesin bu sezonun filmi işte” denilir birkaç kez.. sonra en kritik zamanda, oscarlara çeyrek kala ustalar gövde gösterisi yapıp bizi iyice bir sarsarlar.. hiç de akıllanmayız durumdan.. al yine aynı şey..



