ne kadarını kendisi söyledi, ne kadarı ise danışmaları tarafından yaratıldı ya da kaybından sonra dile getirildi bilmiyorum ama altında M.Kemal Atatürk imzası olan tespitlerin hepsi atasözü sıfatını fazlasıyla hak etmekte.. bir ölüyken dirilen memleketimizin yeniden soluk alabilmesi için Atatürk ne yaptıysa ve söylediyse o kadar doğru ki, yeniden gömmek için bu ülkenin topraklarını aynı karanlığa, o yapılanların ve söylenen sözlerin tersini yapmak yeterli oluyor.. sistemli olarak sanatsız ve güzel olana duyarsız hale getirilen insanımız bu kadar aptal ve kolay güdümlenir hale gelmesi de bunun en güzel ispatı..
bu topraklar üzerinde yaşadığım 37 yıllık hayatımın hiç bir döneminde son 5 yılda olduğu kadar duyarsız, bencil, tavırsız, şekliyle zıt, söylemleriyle zıt, misyonuyla zıt insanlar yığınını bir arada görmedim.. müzisyen olarak -fiziksel konum anlamında.. bkz. sahne birkaç santim yukarda olur- biraz daha yüksekten baktığımız insanımızın zaman içersinde değişen beklentilerini daha bariz gözleme şansımız olmakta.. müzisyen derken gerçekten tarzı ve tavrı olan, birikimli müzisyenlerden bahsediyorum.. eline gitar alıp, yaptığı işten habersiz, beyoğlu barlarında-kafelerinde şuursuzca bağıran, akortsuz patavatsızlar güruhu üzerlerine alınmasınlar.. çünkü kendileri müzisyen sıfatına yapılmış en büyük hakareti teşkil etmekteler ve bu sanata, ayrıca da bu sanatı icra eden asil meslektaşlarıma sürülen en büyük lekenin rengini taşımaktalar.. tenzi ediyorum onları..
bir şahsın artistik beklentileri ve beğenileri olabilmesi için belirli bir birikime ulaşmış olması şart.. bu mutlaka çok gezerek ya da çok mürekkep yalıyarak olmuyor.. yürek gözü görmeyi bilen herkes biraz olsun iyiyi güzeli ayırmayı bilecektir.. ama bunun için de başlangıç olarak kendini sevmeyi, şahsına ve çevresine saygı duymayı öğrenmelidir.. oysa ki son dönem izleyicisine baktığım zaman ben gördüğüm tek şey şu: çöplük.. ve ilginçtir ki en büyük saygısızlığı müzisyen, yine sanatla uğraşanlardan görmektedir.. yani beklenen en kötü şey olmuştur: bir ülkede sanatçı sıfatı alan insanlar, eğitmeleri gereken şuursuz, saygısız, terbiyesiz, bencil, dünyaya bakış açısından fakir, daha aklıma gelmeyen bir sürü fena edinimi belirten sıfatla donanmış bir kitle haline dönüşmüştür..
sahnede müzik yapılırken çıtını bile çıkarmayan, teşekkür eden müzisyene asıl biz teşekkür ederiz diyebilen bir can gürzap tanıyorken ben, sohbetleri ! yüzünden kendi söylediğimi bile -hoparlörün dibinde olmama rağmen- duyamadığım genç bir oyuncu güruhunun da farkında oluyorum ki bu ne büyük ayıptır.. işte eski ve yeni farkı ülkemizde.. ayrıca bunun tek bir gözleme dayanmadan söylenebiliyor olması da olayı daha büyük bir felaket haline getiriyor..
yapılan güzelliğe bu saygısızlığı yaratan kesin nedeni bilmemekle birlikte, seneler içersinde sanatçısının !, devletinin, eğitimcisinin, anne-babasının ve boşvermişliğin elele verdiği bu üstün çalışmayla kof bırakılmış çocuklar artık tüketici konumundalar ve her şeyin değerini belirlemekteler.. artık bu nedenle de geri dönüş çok zor.. kısa bir süre sonra kendi sanatı ve kültürü olmayan, yürekleri daha ışıltılı kültürlere aç ve açık olan bu insanların, tuzağa düşmesi o kadar kolay olacak ki, göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi el kapılarında ekmek dilenirken bulacağımız aşikar.. abartıyorum sanmayın, olanı ve olacak olanı söylüyorum..
sahip çıkacak hiç bir şeyimiz kalmıyor gün be gün.. aklımızı başımıza toplamanın zamanının geçmiş olmasından korkuyorum..



