Hakan Erken

hayat memat meseleleri

Archive for Ocak, 2010

köşe başı..

Posted by Hako On Ocak - 9 - 2010

fight club ve matrix‘i ilk izlediğimde hissettiğim şeylerden biraz daha farklı avatar çıkışı farkına vardıklarım.. çıkışında diyorum çünkü izlerken başka bir şeyi farketmeniz olası değil.. gerek hikayesi, gerekse görselliğiyle (ki uzun uzun anlatmaya gerek yok, izlemeden görkemini anlamak olanaksız) çok fazla şey ifade eden bir film avatar..

fight club’ın en derinimize yaptığı göndermeleri, yerinde tespitleri ve olanca patavatsızlığıyla yarattığı sarsılmayı, matrix’te “lan, ya gerçekse” düşüncesinin bile neredeyse herkesi “nasıl olsa matrix’teyiz, her şey yalan”moduna sokup hayattan vazgeçiren etkisiyle eş tutmuş, “vay anasını, artık sinemada yapılabilecek ne kaldı ki” demiştik.. ki biz star trek‘lerin, star wars‘ların, terminator‘lerin çocuklarıydık..

fakat bir şeyi göz ardı etmişiz: james cameron denen adam, avatar için gerekli teknik donanım ve birikim oluşana kadar can sıkıntısından çekmiş terminator filmini.. bu sezona kadar bilemedik nedendir.. şimdiyse yanıt açık..

gerçekten film hakkında uzun uzun yazasım yok.. gerekli görmüyorum çünkü.. mutlaka derine inip göndermeler, dokundurmalar peşinde gezinecek “amaaan hollywood sineması mı üffff” diyecek entellektüel sinemacıları umutlandırabilirim.. çünkü filmde amerikan yıkıcılığına ve çevre ile ilgili konulara bol bol gönderme var.. ki “bir amerikalıdan amerikan düşmanlığı dinlemek mi, o da sahte gelir bize” diyenlere bir çift lafım var: o zaman zülfü livaneli’den de bu ülkenin derdini dinlemeyin.. yanı sıra “ben hakkını vermiş olsun, severim güzel filmi” diyenler zaten ziyadesi ile mutlu çıkacaklar avatar’dan.. artık bir de sam worthington var.. ki ben bunu terminator-salvation’dan sonra zaten söylemiştim..

tek handikap var: avatar’dan sonra artık film beğenmek kolay olmayacak..

uzun aralar.. nedenler, niçinler..

Posted by Hako On Ocak - 7 - 2010

çok sordum kendime neden yazmadığımı.. saymadım ama bu sefer kaç ay olmuş en son yazdığımdan bu yana.. itiraf etmek belki rahatlatır beni, merak edenlerin de içini kemiren bir şeyler var ise (ki yoktur kimse sanmam), onların da içini bir nebze ferahlatır..

okudum yazdıklarımın bir çoğunu.. “şakacı adam” profili var genelde.. vazgeçilmez dostum Cem Şenses ile rastlantı icabı tespitinde bulunduğumuz bir unsur var aklımda şimdi: “şakacı adamın ciddiye alınması zor”.. ne kadar gerçekmiş.. halbuki şakacı adamlar bir çok şeyin derdini en çok hisseden adamlar ki şakaya vurmuşlar yazık” şeklinde de düşünülebilmeliydi bu durum.. ki benim durumumda bu geçerli.. ciddi olamıyorum, ciddi yazamıyorum çünkü gerçekliğin ucu zaten yeterince derindedir aslında emin olunuz.. yeterince canın yandığında yakınmanın bir faydası yoktur.. kanser hastalarında olur ölümün aşamaları hikayesi.. en son aşaması kabulleniş.. artık şakaya vurmaya başlarlar ölümlerini..

bir nevi her kötüye gidişin içimde başlattığı kanserlerin son aşamasına gelmişim demek ki iç dünyamda.. ki dilime vurmuş artık bu vurdumduymazlık, bu aldırmazlık, hayata-gezegene-insana-hayvana saygısızlık..

belki yapabileceğim son şey birilerini ölmeden önce gülümsetmek.. başka çare yoksa???

VIDEO

ETİKET

avatar

WP Cumulus Flash tag cloud by Roy Tanck and Luke Morton requires Flash Player 9 or better.

Hakkımda

1971′den beri yoldayım.. ciddi kaza geçirmedim, ufak tefek sıyrıklarla geldik buraya kadar.. “gönül insanıyımdır” iddiam yok, olana da pek inanmam.. sahteliklerin etiketlerle gizlenmesine karşıyım. “insan olmanın salaklıklarını büyük bir zevkle yerine getirir, kendime dert de etmem” diyen herkesle işim olur.. tersiyle görüşmeyelim..

Twitter

    Fotoğraflar

    alien20100906_504DSC_5642copyBurning Man 2010